MACAR ULUSAL KİMLİĞİNİN OLUŞUMUNDA TÜRK ETKİSİ


MACAR ULUSAL KİMLİĞİNİN OLUŞUMUNDA TÜRK ETKİSİ
Özet

Macarların çeşitli Türk kavimleriyle olan ilişkilerinin tarihi miladi 5. yüzyıla
kadar gider. Macarlar 896 yılında bugünkü yurtlarına yerleşinceye kadar Türk
kavimleriyle bir nevi simbiyotik ilişki içerisinde yaşamıştır. 896 tarihinden sonra ise
Macaristan topraklarına Kuman ve Peçenek boyları yerleşmiştir. Tarihi ilişkilerin
son safhasını Macaristan’daki Osmanlı hâkimiyeti dönemi teşkil eder. 5. yüzyıldan
1686 yılında Budin’in tekrar Macarlar tarafından ele geçirilmesine kadar olan
dönemdeki Türk etkisine Macar ulusal kimliği üzerindeki dolaysız Türk etkisi
diyorum.

Özellikle 19. yüzyılda canlanan ulus inşası süreci Macarları kendi ulusal
kimlikleri üzerinde düşünmeye zorlamıştır. Doğu kökenli olma, Hint-Avrupa
dillerinden olmayan bir dil kullanma ve Türklerle akrabalık düşüncesi Macar ulusal
kimliğinin diğer Avrupa milletlerininkinden farklı şekilde oluşmasına yol açmıştır.
Türklerle akrabalık düşüncesi 19. yüzyıl Macar aydınlarının iki kampa bölünmesine
yol açmıştır: İlk gruptakiler Macarların Türklerle akraba olduğunu, diğer
gruptakiler ise Macarların bir Fin-Ugor kavmi olduğunu savunmuştur ve bu
tartışmalar günümüzde de sürmektedir. Macar ulusal kimliğinin oluşmasında
Türklerle akrabalık düşüncesi büyük bir rol oynamıştır; bu süreçteki etkiye de
dolaylı Türk etkisi diyorum.

Bu yazının amacı Macar ulusal kimliğinin oluşum ve gelişim süreci ve
bu süreç üzerindeki Türk etkisidir. Bu etki iki yönde kendini göstermiştir:
bunlardan ilkine dolaysız etki, diğerine ise dolaylı etki denilebilir.
Tarihsel dönemlerdeki karşılıklı kavim etkileşimlerini içeren süreç
dolaysız etki dönemidir ve bu dönem kendi içerisinde üç alt döneme ayrılır:
ilk alt dönem Macarların Avrasya’daki anayurdundan günümüz Macaristan
topraklarına 896 tarihinde yerleşmesine kadarki dönemdir. Macarların
kökeni ve bugünkü yurtlarına, yani Karpatlar Havzasına nasıl ve hangi
tarihsel süreçler sonucunda yerleştiği meselesi tarih araştırmalarının belki de
en heyecanlı ve bir o kadar da karmaşık konularından biridir ve meselenin
ayrıntıları bugün bile tam olarak aydınlatılamamıştır. Bunun en büyük sebebi
Macar tarihinin öncelikle başlangıcında Kuzeydoğu Avrupa ve daha sonra
ise Avrasya bölgesinde cereyan etmesidir; dolayısıyla, olaylar yazı kültürüne
sahip bulunan yerleşik Batı ve Doğu medeniyetlerinin periferisinde cereyan
ettiğinden, Macarların kökeni ve dünya tarihinin genel akışı içerisindeki rolü
hakkında ayrıntılı bilgilere sahip değiliz. Bununla beraber eldeki veriler
Macar tarihinin ana hatlarını ortaya koyacak düzeydedir.

19. yüzyılda Macaristan’da ilerleme kaydeden tarih ve karşılaştırmalı dilbilim
araştırmalarının ulaştığı sonuçlara göre Macar dili Ural dil ailesinin FinUgor alt öbeğinin Ugor grubuna dâhildir; dolayısıyla dilsel anlamda
Macarların en yakın akrabaları bugün de varlıklarını sürdüren Finler, Estler,
Ostyaklar ve Vogullardır. Dilbilim ve diğer bilimsel disiplinlerin verilerine
göre varsayımsal ‘Ural kavmi’nin anayurdu Avrasya’nın ortasında Ural
Dağları bölgesindeydi ve bu kavim Milattan önceki 10000-4000 yılları
arasında yine varsayımsal ‘Ural dili’ni konuşuyordu. Ural kavminin
anayurdunun Orta Asya’da, Aral Gölü civarında veya Batı Sibiriya’da
olduğunu ileri sürenler de olmuştur. Milattan önceki 4000 tarihinde Ural
birliği dağılır ve Fin-Ugorlar Uralların batısına, Volga ve Kama nehirleri
bölgesine göç eder. Fin-Ugor dillerinin temel kelime hazinesi esas
alındığında Fin-Ugorlar balıkçı ve avcı-toplayıcıydı. Milattan önceki 2.
binde Fin-Ugor birliği dağılmış ve Ugor dili oluşmuştur. 1000 yılı civarında
ise Ugor birliği de dağılmış ve Macarların müstakil tarihi başlamıştır. Ugor
birliğinden ayrılan Macarların atalarının anayurdunun nerede olduğu da
tartışmalıdır: varsayımlardan biri Volga nehrinin orta bölgeleri (Magna
Hungaria) olduğu yönündedir; diğer bir varsayıma göre ise Batı
Sibirya’dadır ve Macarların ataları Milattan sonraki 4. yüzyılda Hun akınları
neticesinde Magna Hungaria’ya, yani Volga nehrinin orta akış mecrasına
göç etmiştir. Bu andan itibaren Macarlar Türk kökenli Onogur-Bulgar
kavimleriyle ilişkiye geçmiş ve atlı-göçebe yaşam biçimini benimsemiştir;
ayrıca Batı dillerinde Macarlar için kullanılan Hungarus, Ungarn, Hungary
isimlerinin kökeni de Onogur kavim ismine dayanır.

VII. yüzyılda Macarlar yine bir Türk kavmi olan Hazarların hâkimiyeti altında yaşamıştır. 750 yılı civarında Karadenizin kuzeyinde, Macar kaynaklarında Levedia adı verilen bölgede yaşarlar; 9. yüzyılda Dinyeper ve Dinyester nehirleri arasında,
Etelköz adı verilen bölgeye gelirler ve nihayet 830 civarında Hazarlardan
ayrılırlar. Yedi Macar boyu ve onlara katılan üç Kabar boyu ortak bir
hükümdar seçer. Hazar siyasî teşkilatının etkisiyle ikili bir yönetim
benimsenir: esas hükümdar (yani kende) Levéd’dir, ikinci hükümdar (yani
gyula) ise Álmos’tur. Macarlar 839 yılında Aşağı Tuna ve 862 yılında
Karpatlar Havzasında akınlar yaparlar. 894 tarihinde Peçenek saldırıları
nedeniyle batıya yönelirler ve Bizans’ın da teşvikiyle 895 tarihinde
Álmos’un halefi ve oğlu Árpad liderliğinde Karpatlar Havzasındaki
Bulgarlar üzerine akınlar düzenlerler ve ertesi yıl bu bölgelere yerleşirler
(Gergely 1991:165-168).

Başlangıcından 896 tarihine kadarki Macar tarihi, esas itibarıyla 5.
yüzyıldan itibaren Türk-Macar tarihî ilişkilerinin de ilk alt dönemini teşkil
eder ve bu dönemde Macarcaya 300 civarında Türkçe kelime girmiştir;
bunlar arasında örneğin ír (yazmak), betű (harf) ve törvény (yasa, töre) gibi
kelimeler bulunması ilişkinin ne boyutta olduğunun da kanıtlarıdır. Türk-
Macar tarihî ilişkilerinin ikinci alt dönemini 10. yüzyıldan itibarenMacaristan’a yerleşen ve 13.-14. yüzyıllarda tamamen Macarlaşan
Peçenekler ve 1223’de Moğollardan aldıkları yenilgi üzerine bir kısmı
Macaristan’a yerleşen, daha sonra ise 1239’dan itibaren Alanlarla birlikte
kitlesel olarak Macar topraklarına yerleşen Kumanlar dönemidir. Kumanlar
ve Peçenekler Macar ordularında öncü kuvvetler olarak önemli roller
üstlenmişler ve zamanla Macarlaşarak ve din değiştirerek Macar milletinin
aslî unsurları haline gelmişlerdir. Macarcadaki Türkçe kelimelerin ikinci
katmanını da bu kavimlerden alınan kelimeler oluşturur. Türk-Macar
ilişkilerinin üçüncü alt dönemi ise 1526’dan 1686’da Budin’in tekrar
Macarların eline geçmesine kadarki 150 yıllık Osmanlı dönemidir.5. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan çeşitli Türk kavimleri ile
Macarlar arasındaki ilişki, Macar milleti üzerinde yaşam tarzının (atlıgöçebe)
değiştirilmesinden, giyim-kuşama, dile, edebiyata ve yemek
kültürüne kadar derin izler bırakmıştır. Batılı kaynakların Macarlar’dan
başlarda Türk olarak bahsetmesi1 ve Macar tarihinde bir Hun-Macar
akrabalığı efsanesi bulunması2, özellikle 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başı
romantik milliyetçilerinde (hem Macaristan’da, hem de Türkiye’de)
Türklerle Macarların akraba oldukları inanışını doğurmuştur.3 Kimi
tarihçiler bu ilişkiyi “simbiyoz” ilişki sayar (Vásáry 1993:154); Németh’e
göre ise bu ilişki “akrabalık benzeri bir kadim ilişki”dir4 (Róna-Tas 1990:87-
88); ayrıca István Zichy’ye göre Macarlar önceleri bir Türk kavmi iken, daha
sonraları Fin-Ugor kavimleri içerisinde eriyerek dil değiştirmiştir (Rédei
1998:30). Macar Türkolog Rásonyi’nin Macarların kökeni ile ilgili görüşleri
de ilginçtir: “Tuna Bulgarları’nı, tarihlerinin başlangıcında ve islavlaşmadan
önce ne hakla Türk kavimleri arasında sayıyorsak, Macar’ları da aynı hakla
Türklerle akraba olarak mütalâa ediyoruz. Hatta daha büyük hakla, zira
Macar’ların esas nüvesini Türk’lerle birlikte yabancı İslav değil, belki
Türk’lerle en eski çağlardan beri bağı olan Fin-Ugor’lar teşkil eder.

Daha basit bir ifade ile, Türkler Macar’ların babası Fin-Ugorlar ise anasıdır.”(Rásonyi 1993:118). Son dönem Türkologlarından Vásáry meseleye daha
ılımlı yaklaşıyor: “Savir, Onogur, Göktürk ve Hazar bağlantıları hakkında
tüm söylediklerimiz ve ayrıca Macar dilindeki eski Türkçe alıntı kelimelerin
büyük miktarda oluşu ve karakteri, Fin-Ugor dilli Macarlar ve çeşitli Türkdilli kavimler arasında yüzyıllar boyunca ikidilliliğin karakterize ettiği kalıcı
bir simbioz olduğunu doğruluyor. Muazzam Türk dil etkisi sadece basit bir
dilsel olgu değildir; boyutları bakımından da büyüleyici bir Türk kültürel ve
toplumsal etkisinin göstergesidir. Sonuç olarak şu söylenebilir: Son yüz yıl
içerisinde Macar biliminde yaygınlaşan ‘Macarların Fin-Ugor kökenli’
olduğu tezinin kimi bakımlardan düzeltilmesi zorunludur” (Vásáry
2007:229).

Bu yazının amacı nihayetinde Macar kadim tarihinin ayrıntılarını ortaya
koymak değildir; köklü bir geleneğe sahip olan Macar Türkolojisi Ármin
Vámbéry’den bu yana Türk-Macar ortak geçmişinin ayrıntılarını bilimsel
verilere dayanarak ortaya koymuştur. Macarların kökeni ve tarihi ile ilgili
araştırmalar ve bu konudaki farklı görüşler 19. yüzyılın özellikle ikinci
yarısında hem bilimsel çevrelerde, hem de halk arasında ateşli tartışmalar
yaşanmasına neden olmuştur. Bu tartışmalarda Ármin Vámbéry’nin başını
çektiği grup Macarların Türk kökenli olduğunu, József Budenz’in başını
çektiği grup ise Fin-Ugor kökenli olduğunu savunuyordu; iki grup arasındaki
mücadele o kadar ateşliydi ki bu tartışmalar daha sonraları “Ugor-Türk
Savaşı” olarak anılacaktır. Bu tartışmalar sonucunda her ne kadar Macarların
Fin-Ugor kökenli olduğunu savunan görüş bilimsel verilere dayanarak
kanıtlanmış olsa da, özellikle 20. yüzyılın başlarından bu yana, az sayıda
bilimadamı da dâhil olmak üzere, çoğunlukla amatör eğilimli araştırmacılar
ve yazarlar Macarların kökeni ile ilgili sıradışı teoriler de ortaya atmıştır:
Macarların kökenini Sümerlerde, Maorilerde, Amerika yerlilerinde, hatta
Grönland’da arayanlar ve bu teorileri kendilerine göre kanıtlamaya çalışanlar
olmuştur.5

Macarların nihayetinde Avrasya kökenli olmasının ve çok erken
devirlerden beri çeşitli Türk kavimleri ile ilişki içerisinde bulunmasının
acaba Macar kültür tarihinde ve ulusal kimliğinin oluşumunda ne tür
yansımaları olmuştur; şimdi sıralayacağımız birkaç olgu bu anlamda
aydınlatıcı olacaktır:
Macarların en büyük epik şairi Miklós Zrínyi'nin 1561 yılında
Viyana'da basılan Zigetvar Tehlikesi (Szigeti veszedelem) isimli eposu,
Zigetvar kalesinin Osmanlılar tarafından ele geçirilişini ve aynı zamanda
şairin büyük dedesi ve adaşı olan kale komutanının cesur mücadelelerini
anlatır. Burada, bu epostan alıntılayacağımız kısım eposun ilk bölümünden
alınmıştır ve Osmanlılarla ilgili değildir. İlk bölümde şair Kanunî'nin
kılıcıyla Avrupa'yı titrettiğini anlatır ve Tanrıya, İsa'ya ve annesine övgülerdüzer. Ardından Tanrı ile melek Mikail'i konuşturur; Tanrı Mikail'e Macarlar
hakkındaki yakınmalarını şöyle aktarır:

Bak şu kalın boyunlu ve mağrur İskitler'e
İyi Macarların gelir onlardan kökleri,
Güzel Hristiyan inancını ayaklar altına aldılar,
Farklı farklı inançlara gönül verdiler.
Sen kendin bak Hristiyan dünyasına,
Onlar arasında iyilik yapmadığımı bulamazsın,
Çıkardım onları İskitya'dan ki onlara küçüktü,
Benim kutsal ruhum da onlarla beraberdi.
Dediğim gibi, çıkardım getirdim onları İskitya'dan,
Nasıl çıkardıysam Yahudi kavmini Mısır'dan,
Muazzam kollarımla ezerim kavimleri,
Her yerde kırar geçiririm düşmanları.
Nehirleri yağla balla akan Pannonia'ya,
Yerleştirdim onları Macaristan'a,
Ve kutsadım her işlerini,
Dinledim, yardım ettim her şeylerine.

 (Zrínyi 1651:24)

Tanrı, Mikail'e Macarlar için yaptığı bütün bu iyiliklere rağmen onların
inançtan ve doğru yoldan saptıklarını anlatır. Mikail'den kılık değiştirerek
Kanunî'yi ziyaret etmesini ve Macarlar üzerine yürütmesini ister; böylece
Macarlar günahlarının cezasını çekecektir. Şiirin bundan sonraki bölümleri
Kanunî'nin Macaristan'a girişi ve Zigetvar kalesini alışını anlatır. 15 uzun
şarkıdan oluşan eposun daha sonraki dönemlerde Macar ulusal kimliğinin
oluş(turul)masında ayrıca önemli bir yeri vardır.Fakat burada epostaki
Türk/Osmanlı imgesinden ziyade, yukarıda alıntıladığımız kısımdaki
anlatılar Macarların kendi kendilerini tarifleri ve tanımlamaları açısından
önemlidir. Osmanlı fetihlerine kadar, özellikle Macar soylu sınıfı arasında
Macarların Hunlardan ve İskitlerden geldiğine dair güçlü bir inanç mevcuttu.
Bu inancın kökeni esasında Herodot’a kadar gider; Macarlar bugünkü
yurtlarına geldiklerinde, Avrupa ve Bizans tarih yazarları Antikite
geleneklerinden beslenerek oluşturdukları tarih anlayışını Doğudan gelen hergöçebe kavme uyarlamıştır. Dolayısıyla bu eserlerde Moğollar ve hatta
Osmanlılar bile İskitler olarak yer alabiliyordu. Fakat ilginç olan husus
Macarların, Avrupalılar için negatif anlamlarla yüklü İskit ve Hun
nitelemesini memnuniyetle benimsemesidir.

Macarların en ünlü ressamlarından Mihály Munkácsy (1844-1900)
1890-1893 yılları arasında Macarların yurt işgalinin 1000. yıldönümü
kutlamaları vesilesiyle Macar Parlamentosu için Yurt İşgali (Honfoglalás)
isimli büyük boyutlu bir tablo hazırlamıştır. Tablonun konusu 896 tarihinde
Macarların Avrasya bozkırlarından göç ederek Karpatlar Havzasını yurt
edinmesidir. Duvar panosu olarak hazırlanan resimde Macarların o zamanki
hükümdarı Árpád beyaz bir at üzerinde, tamamen Orta Asya kökenli
kıyafetler ve silahlarla tasvir edilmiştir. Árpád'ın çevresini saran askerler ve
boy liderleri de aynı kıyafetler ve silahlarla tasvir edilmiştir. İnsan bu
tabloyu incelediğinde ister istemez aklına bizim popüler tarih kitaplarındaki
Alparslan vb. tarihsel kişiliklerin tasvirleri geliyor.

Şiirleri Türkçe'ye de çevrilen Endre Ady'nin meşhur bir şiirinin ilk
dörtlüğü şu şekildedir:

Yecüc ve Mecüc'ün oğluyum ben,
Boşuna dövüyorum kapıyı, duvarı
Ve yine de soruyorum sizlere:
Karpatlar altında ağlamak serbest midir?

(Ady 1989:7)

Dörtlüğün ilk dizesinde bahsedilen Yecüc ve Mecüc imgesi Hristiyan-
Avrupa medeniyet dairesi için negatif anlamlar yüklü bir imgedir ve Kitabı
Mukaddesten, ayrıca Büyük İskender efsanelerinden beslenmiştir. Antikite
tarih yazımı geleneğini devralan ve onu yeni eklemelerle devam ettiren
Ortaçağ Avrupası tarih yazımı Hunları Yecüc ve Mecüc ile özdeşleştirmiştir.
Hunlarla akrabalık geleneğini daha başlangıçtan beri taşıyan Macarlar için
ve özellikle soylu sınıf için Hunlar Ortaçağ Avrupası dünya görüşünün
tersine negatif değil, pozitif anlam içerikleriyle yüklüdür.

Macar romantizminin hazırlayıcılarından biri olan ve dil yenileştirme
hareketi içerisinde de aktif bir şekilde rol oynayan Ferenc Kölcsey (1790-
1838), "Macar Halkının Fırtınalı Yüzyıllarından" altbaşlığıyla, 1823 yılında
kaleme aldığı ve aynı zamanda Macar Millî Marşı olan Himnusz (İlahi) adlı
şiirinde, Türkler hakkında pek de hoş olan ifadeler kullanmaz:

Ah, günahlarımız yüzünden
Göğsünde alevlendi kızgınlık,
Ve savurdun yıldırımlarını
Gürüldeyen bulutlarından,
Önce hırsız Moğol'un okunu
Fırlattın üzerimize,
Sonra Türkler'in boyunduruğunu
Omuzlarımıza yüklendik.
Kaç defa çınladı dudaklarında
Osmanlı'nın vahşi halkının
Ezilmiş ordumuzun kemik yığınları üzerinde
Zafer şarkıları! (Kölcsey 1988:93)

Peki, buraya kadar anlatılan tarihsel olgular sıradan bir Macar için ne
ifade eder? Macar ulusal kimliğinin oluşumunda söz konusu etkilerin bir
rolü olmuş mudur? Her şeyden önce sıradan Macar 19. yüzyıla kadar
yazmak (ír), harf (betű), yasa (törvény) ve daha yüzlerce kelimenin veya
söylediği şarkılardaki pentatonik ezgilerin çeşitli Türk kavimleriyle olan
ilişkilerin bir sonucu olduğunun farkında bile değildi. Nihayetinde tüm
bunlar 18. ve 19. yüzyıllarda başlayan ve bugüne kadar devam eden bilimsel
araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Macar kültür tarihinde ve
tarihçilik geleneğinde őstörténet (kadim tarih) kavramının kendine özgü,
neredeyse kült haline getirilmiş bir anlam içeriği vardır; yine bununla ilişkili
bir kavram olan honfoglalás (yurt işgali) kavramı da aynı anlam içeriğine
sahiptir ve 896 tarihinde Macarların bugünkü yurtlarını ele geçirmelerine
atıfta bulunur; dolayısıyla 896 tarihi, Macarlar için bir milat anlamına gelir.
Özellikle Kral István’nın (975-1038) 1001 tarihinde Hristiyan olması ve
Papa tarafından gönderilen tacı giymesiyle Macaristan Hristiyan Avrupa’nın
organik bir parçası haline gelmiştir.

Buradaki ilginç bir nokta da Kral
István’ın babası hükümdar Géza’nın, oğlunu vaftiz ettirip ülkede
Hristiyanlığın yaygınlaşmasına gayret etmesine rağmen kendisinin Hristiyan
olmamasıdır.

Macarlar Hristiyanlık öncesi Macarlığı ile Hristiyanlık sonrası
Macarlığı arasına belirgin bir ayrım hattı koyarlar. Bir Macar edebiyat
tarihçisinin söylediği gibi esasen “Macar kültürü Hristiyanlığın
benimsenmesiyle doğmuştur (...) İnsan, bedensel varlığı itibarıyla Macar
olabilir, fakat ruhsal varlığı itibarıyla Hristiyandır ve ruh bedene hükmeder”.
(Szerb 1992:29, 87) Hristiyan Avrupa kurumlarının ve geleneklerin benimsenmesi Macarlığın çehresini tamamıyla değiştirmiştir. Dolayısıyla
Osmanlılar ve Macarlar ilk defa karşı karşıya geldiğinde, Macarlık artık
Hristiyan Avrupa değerlerinin savunucusu olarak Türklerin karşısına
çıkmıştır. Osmanlılarla Macarlar karşı karşıya geldiğinde Avrupalılar
Macarları “Hristiyanlığın muhafızı”, “Hristiyan inancının askerleri” olarak
kabul etmiş ve bu sıfatlarla nitelemiştir6. Bununla beraber Avrupa’nın
Macarlar üzerine yüklediği bu ağır yük Mohaç yenilgisinden sonra
Macarların ağır bir travma yaşamasına neden olmuştur.

Osmanlılar Macaristan topraklarından çekildikten sonra Macaristan bu
defa da Habsburg hâkimiyeti altına girmiştir. Bu dönem Habsburg
İmparatorluğu’nun, daha doğrusu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun
çöküşüne kadar devam etmiştir. Macarlar Alman baskısı karşısında çareyi
eski tarihlerine sığınmakta bulmuşlar ve biribiri ardına Hristiyanlık öncesi
Macar tarihiyle ilgili şiirler, romanlar ve hikâyeler yayımlanmıştır. İşte bu

dönemde Macar eski tarihine bakış yeniden gözden geçirilmiş ve eski
Macarlık ön plana çıkarılmıştır. Ayrıca 1700’lü yılların ikinci yarısından
itibaren Alman felsefeci Johann Gottfried Herder’in (1744-1803) tarih
felsefesinde ve halk edebiyatı alanında açtığı yeni çığır doğrultusunda Macar
araştırmacılar ve edebiyatçılar da milli değerlere yönelerek halk edebiyatı
derlemeleri yapmıştır. Fakat burada Herder’den bahsetmemizin farklı bir
nedeni var: Herder’in görüşlerinin Macar kültür tarihinde kendine özgü bir
yeri vardır: milli değerlere yöneliş akımı Herder’den büyük ölçüde
etkilenmiştir; bunun yanında Herder’in Macarlarla ilgili bazı olumsuz
görüşleri, etkisini bugüne kadar sürdürmüştür. Herder’in “Ideen zur
Philosophie der Geschickte der Menschheit” (İnsanlık Tarihinin Felsefesi
Hakkında Düşünceler) isimli eserinde, 1791 yılında, Macarlar hakkında dile
getirdiği „Şimdi Slavlar, Almanlar, Rumenler ve başka kavimler arasında,
nüfusun küçük bir kısmını oluşturarak, burada yaşıyorlar, fakat yüzyıllar
sonra dillerini bile bulmak mümkün olmayacak” (aktaran: Németh 1975:
464-483) şeklindeki görüşleri Macar aydınlarının zihninde sarsıcı bir etki
bırakmıştır. Herder’in bu sözleri „Herder jóslata” (Herder’in kehaneti)
şeklinde Macarca’da neredeyse bir deyim haline gelmiştir ve günümüzde de
Macar kültürünün ve dilinin geleceği hakkındaki konuşmalarda Herder’in bu
görüşlerine sık sık atıfta bulunuluyor.

Kimlik tartışmaları, Macar tarihinin kriz dönemlerinde çoğu zaman
yeniden canlanmıştır; 20. yüzyılın ilk yarısında, özellikle I. Dünya Savaşı
öncesinde ve savaş yıllarında Turan düşüncesi Macar aydınları arasında ve
bir dereceye kadar da devlet nezdinde olumlu bir akım, bir kurtarıcı fikir olarak görülmüştür7. Fakat Turan düşüncesi nihayetinde o dönemin siyasî
ittifaklarının ve kimlik arayışının bir neticesiydi ve bu düşünceye muhalefet
edenlerin oranı daha fazlaydı; nihayetinde Turan düşüncesi savaş sonrasında
gözden düşmüştür. Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Macar ulusal
kimliğinin oluşumunda Türk-Macar ilişkilerinin ve bu ilişkilerin
sonuçlarının büyük bir etkisi vardır. Bununla beraber Macarların Türklere
bakışı zamana, toplumsal ve siyasî koşullara göre sürekli olarak değişmiştir.
‘Yurt işgali’ öncesi Türk-Macar ilişkileri her zaman için, özellikle de ulusdevlet
inşası sürecinde olumlu bir içeriğe sahipken, Osmanlı dönemi Türk-
Macar ilişkileri Macarların gözünde oldukça olumsuz bir içeriğe sahiptir ve
‘düşman, öteki’ kurgusunun merkezinde sürekli olarak Osmanlılar bulunur.

 "Bu makale İsmail Doğan'a aittir. Kendisine teşekkür ederiz."

KAYNAKÇA
ADY, Endre 1989. Összes versei. Budapest: Szépirodalmi Kiadó.
BAŞTAV, Şerif 2001. “Macar-Türk Akrabalığı”. In: Tarih ve Toplum.
Kasım 2001 ss. 58-65.
DEMİRKAN, Tarık 2000. Macar Turancıları. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt
Yayınları.
ECKHARDT, Sándor 1982. “Efsanede Attila”. Németh 1982 içinde, ss. 123-
186.
EREN, Hasan 2001. “Geçmişine Bakan Yalnız Bir Ulus: Macarlar”. In:
Tarih ve Toplum. Kasım 2001 ss. 76-85.
FODOR, Pál 1997. “Az apokaliptikus hagyomány és az aranyalma
legendája”. In: Történelmi Szemle XXXIX ss. 21-49
GERGELY, András 1991. “Magyarország története”. Kósa 1991 içinde, ss.
165-350.
GYÖRFFY, György (der.) 1986. A magyarok elődeiről és a honfoglalásról.
Budapest: Gondolat Kiadó.
KÓSA, László (der.) 1991. A magyarságtudomány kézikönyve. Budapest:
Akadémiai Kiadó.
KÖLCSEY, Ferenc 1988. Kölcsey Ferenc Összes Versei, Budapest.
MORAVCSIK, Gyula 1958. Byzantinoturcia I-II, Berlin
NÉMETH, Gyula (der.) 1982. Attila ve Hunları. çev. Şerif Baştav. Ankara:
A.Ü.D.T.C.F. Yayınları.
NÉMETH, Lászó 1975. Megmentett gondolatok. Budapest: Magvető Kiadó.
ÖNEN, Nizam 2005. İki Turan. Macaristan ve Türkiye’de Turancılık.
İstanbul: İletişim Yayınları.
PUSZTAY, János 1995. Nyelvrokonság és nemzeti tudat. Szombathely:
Savaria University Press.
RÁSONYI, László 1993. Tarihte Türklük. Ankara: Türk Tarihini Araştırma
Enstitüsü.
RÉDEI, Károly 1998. Őstörténetünk kérdései. Budapest: Balassi Kiadó.
TERBE, Lajos 1936. “Egy európai szállóige életrajza”. In: Egyetemes
Philológiai Közlöny LX ss. 297-351.
İsmail Doğan
12
VÁSÁRY, István 2007. Eski İç Asya’nın Tarihi. çev. İsmail Doğan. İstanbul:
Ötüken
YUSUFOĞLU, Hicran 1995. “Macarlarda Hun-Macar Akrabalığı
Geleneği”, In: Türk Kültürü, sayı: 387, yıl: XXXIII, Temmuz, ss. 397-
406
ZRÍNYI, Miklós 1651 [1995]. Zrínyi Miklós összes versei. Budapest:
Unikornis Kiadó.

Yorumlar