15.3.15

Macaristan'da eğitim pahalı değil!

Türkiye - Macaristan

Üniversite Yıllık Maliyet Karşılaştırması

Size, geleceğinizi belirleyen en önemli dönem olan üniversite eğitimi süreciyle ilgili doğru kararlar vermenize çok yardımcı olacak bir maliyet analizi sunuyoruz:

* Maliyet hesapları her gider kalemi için ortalama maliyetler göz önünde bulundurularak yapılmıştır.
* Macaristan ’da tıp, diş hekimliği ve eczacılık eğitimi ve yaşam maliyeti yıllık toplam 30.000 TL civarındadır.
* Vakıf üniversitelerinde maliyetler, öğrencinin kendi şehrinde bir üniversiteye gittiği düşünülerek çıkarılmıştır.

Halk aptal yerine konmamalı,Macaristan 2004 Yılı itibari ile Avrupa Birliğine üye ülkedir ayrıca shengen'e bağlıdır kuralları vardır ne ise o uygulanır,Üstüne basa basa söylüyorum bu sebep ile Türk vatandaşlarına mutlaka vize gerekir yeşil ve diplomatik pasaportlar hariç,son zamanlarda her zaman olduğu gibi basında vize konusunda (shengen ülkeleri) yalan yanlış bilgiler var şiddet ile konuyorum bunları tirajı 500 bin olan gazetlerde haber bunlar vize kalktı diyor arkadaşım yok böyle bir şey yalan dolan kandırmaca,kopyala yapıştır şeklinde haber olmaz bir devlet yetkilisi istedi diye Avrupa vizeyi kaldırmaz 60 senedir kalkmadı gene kalkmıyaktır bunlar hayal ürünüdür ve politik malzemeler ile halkımızı uyutmaktır,böyle geri zekalı ve ahmakça habercilik anlayışı olmaz olamaz,halkta aptal yerine konmaz.Mağdur olan insanların çığlığı kulaklarıma geliyor işitiyoruz.Burası yol geçen hanı değildir.Kanun ve kaidesi vardır.

AB üyleği konusu had safhada dalga konusu olmuştur AB yetkilileri artık alaycı tavır ve uslup takınmışlardır bu anlamda.İsim vermek istemiyorum Türkiye benim çocukluğumdan beri aday dedi ...aradan 50 sene geçti.Başvuruyu yapanlar şu an kara toprak oldu...Hepsinin mekanı cennet olsun.

MACARİSTANDA ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ



Macaristan'da eğitim, Macaristan vize başvurusu, Macaristan'da dil kursları, yaz okulları - kış okulları

Macaristan'da üniversiteler, master, doktora, burslar ve Macaristan tecrübeleri hakkında en ayrıntılı bilgiler bu blogda!





Detaylı bilgi için yandaki kartvizite bakabilirsiniz tıklayarak yada,  ttekes@gmail.com adresime  email atabilirsiniz,size hızlı bir şekilde dönüş sağlıyacağım,bizi aramaktan çekinmeyiniz.



Haydi Macaristan'da Üniversite'ye!


Macaristan’da Üniversite Eğitiminin Avantajları Nelerdir?

LYS'yi kazanmanıza gerek yok! İstediğiniz bölümde okuyabilir, hayal ettiğiniz mesleğe sahip olabilirsiniz!

YGS ve LYS sınavları sonucunda Türkiye'de, hayal etmediğiniz, istemediğiniz bir bölümü kazanmışsanız Macaristan harika bir seçenek! Hangi mesleği yapmayı hayal ediyorsanız Macaristan üniversitelerinin ilgili bölümlerinde okuyabilirsiniz. Macaristan üniversitelerinde istediğiniz bölümde eğitime başlamak için sadece lise diploması yeterlidir. Üstelik lisede hangi bölümden mezun olduğunuza bakılmaksızın, Macaristan üniversitelerinde istediğiniz tüm bölümlere kayıt yaptırabilirsiniz. Türkiye’de sözel bir bölümden mezun bir öğrenci, Macaristan’da tıp veya mühendislik bölümlerinde okuyabilir. Aynı şekilde meslek liseli veya imam hatip lisesi mezunu olmanız istediğiniz bölüme kayıt yaptırmanıza engel teşkil etmez.

Türkiye’deki vakıf üniversitelerinden daha ekonomik fiyatlarla Macaristan’da eğitim alabilirsiniz.

Macaristan'da eğitimin toplam maliyeti, Türkiye'deki özel üniversitelerin eğitim maliyetine kıyasla çok daha uygundur. Türkiye’deki vakıf üniversitelerine ödeyeceğiniz ücretten daha fazla ödemeden istediğiniz bölümde eğitim alabilirsiniz.

Macaristan Üniversiteleri Avrupa'nın en güçlü üniversiteleri arasındadır.
Macaristan’da üniversite eğitimi almış Nobel ödüllü birçok bilim adamı, edebiyatçı ve sanatçı Macaristan’da eğitim sisteminin ne kadar güçlü olduğunun ispatıdır. Bugüne kadar kendi eğitim kurumlarından 14 nobel ödüllü edebiyat ve bilim insanı, 159 olimpiyat şampiyonu çıkaran Macaristan, yüksek entelektüel potansiyeliyle hayatın her adımına tanıklık etmektedir.

Budapeşte ile birlikte Debrecen, Pecs ve Szeged Macaristanda önemli üniversite şehirleridir. Tıp fakültesi konusunda ülkenin kalbi Budapeştede bulunan  Semmelweis Üniversitesi dir.

Her yıl ortalama 10.000 uluslararası öğrenci; köklü eğitim tarihi, yüksek eğitim standartları ve bilimsel çalışmaları ile ünlü Macaristan Üniversitelerini tercih etmektedir.

Tüm üniversitelerin YÖK denkliği var!
Macaristan Üniversiteleri YÖK tarafından tanınmaktadır. Macaristan’da tercih edeceğiniz üniversiteden mezun olduğunuzda Türkiye’de üniversite mezunlarına sağlanan tüm haklardan eşit koşullarda yararlanabilirsiniz.

Türkiye’de kamu kuruluşlarında görev almak, meslek odalarına bağlı çalışmak veya askerliğinizi kısa dönem erbaş ya da yedek subay olarak yapmak istiyorsanız Avusturya üniversiteleri size tüm bu imkanları sunmaktadır.

Lisans eğitimi 3 yıl!
Macaristan'da lisans programları 3 yıl sürmektedir. Böylelikle Türkiye’de 4 senede tamamlayacağınız üniversite eğitiminizi Macaristan’da 3 senede tamamlayarak 1 sene avantajlı duruma geçebilirsiniz.

Bu, hem eğitim ve yaşam giderlerinizin 1 yıl azalmasını, hem de iş hayatına 1 yıl erken başlamanızı sağlayacaktır.

Macaristan tıp eğitimi dünya çapında bir üne sahip!
Debrecen Tıp Fakültesi, Orta Avrupa’nın ilk kampüs medikal okuludur. Debrecen Tıp Fakültesi’nde toplam 10.000 den fazla ögrenciye tıp eğitimi verilmektedir. Bünyesinde bulunan 1800 yatak kapasiteli  uygulama hastanesi de aynı zamanda bölgenin en büyük hastanesi ve sağlık kompleksidir. Tıp eğitimi ile dünya çapında prestije sahip olan Debrecen Üniversitesi’nde tıp, eczacılık, diş hekimliği ve fizik tedavi bölümlerinden birini seçebilir ve böylece üniversite sınavında kazanamadınız diye doktor olma hayallerinize veda etmek zorunda kalmazsınız.

Yaşam hem çok eğlenceli hem de ucuz! 
Sosyal yaşam ve eğlence açısından çok zengin olan Macaristan’da tam bir kültür ve sanat ülkesinde okuyarak kendinizi geliştirebilirsiniz.

Başkent Budapeşte, tam anlamıyla bir kültür ve festival şehridir. Budapeşte, sosyal ve kültürel hayat çok canlı olduğu için birçok yabancı turistin ilgi odağı haline gelmiştir. Budapeşte, Tuna Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlayan romantik köprülerine, eğlenceli günler ve geceler için müzik publarına, kafelere, ses getiren konserlere, tiyatro, opera, bale ve müzikallere ev sahipliği yapan eşsiz mimarideki tarihi yapıları ile yaşayan bir kültür şehridir.

Ünlü kaplıcaları, misafirperver halkı, müziği, yemeği, ılıman ikliminin hüküm sürdüğü doğası, bitki örtüsü, köklü gelenekleri ve eşsiz mimarisiyle Macaristan’da 8 ayrı yer UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine girmiştir. Pecs şehri 2010 yılında İstanbul ile eş zamanlı olarak Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmiştir.

Macaristan diğer Avrupa Birliği ülkeleri ile kıyaslandığında ulaşım, beslenme ve konaklama ücretlerinin düşük olduğu bir ülkedir. Macaristan’da yaşıyor ve eğitim alıyor olmanın maliyeti Türkiye'deki büyük şehirlerdeki yaşam giderleri ile karşılaştırıldığında hiç de farklı değildir. 

Türk kültüründen örnekler bulabilirsiniz. 
Macaristan yaklaşık 150 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. Bu nedenle bugün hala birçok konuda Macarlar ve Türkler arasında ortak değerler hakimdir. Bu değerler arasında, yabancılara gösterilen hoşgörü ve misafirperverlik ilk sıralarda yer almaktadır. Türklerin sevildiği ve sempati ile yaklaşıldığı bir Avrupa ülkesi olan Macaristan’ın hemen her şehrinde Türklere ait eserler hala korunmaktadır.

Macaristan yemekleri Türk damak tadına uygundur, ayrıca Macaristan’da pek çok Türk restoranı, marketi ve kasabı vardır.

Macarca ve İngilizce, en az iki yabancı dil öğrenme şansına sahip olun!
Dünyanın değişik ülkelerinden gelen ögrenciler ile arkadaşlık edip, hem değişik kültürleri tanıyabilir hem de yabancı öğrenciler ve öğretim görevlileriyle sürekli iletişimde olduğunuzdan yabancı dilinizi ileri seviyelere getirebilirsiniz. İngilizcenin yanı sıra Macarca da halk içerisinde öğrenebileceğiniz ikinci yabancı diliniz olacaktır. Hem İngilizce hem Macarca biliyor olmanız kariyer hayatınızda sizi özel bir yere koyacaktır.

Sınavsız ve koşulsuz yüksek lisans ve doktora yapabilme imkanını değerlendirebilirsiniz.
Macaristan’daki herhangi bir üniversiteden mezun olduğunuzda ALES, GRE, GMAT gibi bir akademik sınav engeline takılmadan direkt Yüksek Lisans veya Doktora programına geçiş yapabilirsiniz. 

Çift diploma sahibi olursunuz.
Macaristan üniversiteleri, Avrupa Birliği Üniversitesi diploması da vermektedir. Bu sayede mesleğinizi dilerseniz Türkiye’de dilerseniz Avrupa Birliği ülkelerinde rahatlıkla yapabilirsiniz.
Macaristan üniversitelerinin pek çoğunda Amerikan veya İngiliz eğitim müfredatı okutulduğundan, mezun olduğunuzda çift diploma edinmiş olacaksınız.

Mezuniyet sonrası ülkenin lider şirketlerinde çalışabilirsiniz!
Macaristan’da lisans veya yüksek lisans mezunu olan her yabancı ögrenciye, 1 yıl çalışma ve oturum izni verilir. Macaristan’ın, ülkedeki üniversitelerden mezun olan yabancılara verdiği çalışma izni sayesinde Macaristan’ın lider şirketlerinde çalışma fırsatını yakalayabilirsiniz. Böylelikle Avrupa Birliği’nde staj ve kariyer başlangıcı yapma imkanı elde etmiş olursunuz.

Ayrıca Macaristan’da öğrenim gören üniversite öğrencilerine yasal part-time çalışma izni verilmektedir. 

Macaristan Türkiye’ye çok yakındır.Macaristandan uygun fiyata diğer AB ülkelerine uçuş vardır,
Türkiye’den Macaristan’a uçak ile ulaşim 2 saaten azdır. Son dönemlerde AB ülkelrinden Macaristan’a uçan havayolu şirketlerinin artması sonucunda uçak biletlerinin ucuzlaması bir avantaj olarak değerlendirilebilir.

Uluslararası değişim programlarına katılabilirsiniz.

Macaristan’daki devlet üniversitelerinde bir yarıyıl okuduktan sonra üniversiteler arası öğrenci değişim programları olan ERASMUS ve SOKRATES sayesinde Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde iki döneme kadar ücretsiz üniversite eğitimi alma ayrıcalığına sahip olabilirsiniz.

Tüm Avrupa ülkelerini gezebilirsiniz!
Schengen vizenizin sağladığı serbest dolaşım hakkı sayesinde tüm Avrupa ülkelerine seyahat etme olanağına öğrencilik yıllarında sahip olabilirsiniz. Avrupa Demiryolları İşletmeleri tarafından uygulanan, ucuz ulaşım olanağı sağlayan Interrail bilet uygulaması ile, istenen yerde ve zamanda istenen trene binme avantajlarını kullanabilir, düşük bir bütçe ile Avrupa ülkelerini tanıyabilirsiniz.

MACARİSTAN ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ İÇİN DOĞRU ADRES

ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ İÇİN DOĞRU ADRESTESİNİZ,


YGS ve LYS sınavlarını dert etmeyin, Macaristan’da istediğiniz bölümde üniversiteye başlayın!
İngilizce eğitimi veren ve YÖK tarafından tanınan Macaristan üniversiteleri sizi bekliyor! Macaristan’da eğitimin toplam maliyeti Türkiye’deki vakıf üniversitelerine göre çok daha uygun ve yaşam koşulları da oldukça ekonomiktir. Üniversitelerin çoğunda Amerikan veya İngiliz eğitim müfredatı okutulduğundan mezun olduğunuzda çift diploma edinmiş olursunuz. Türkiye’ye sadece 2 saat uzaklıktaki bu muhteşem eğitim fırsatını kaçırmayın! 
Bunun için bizi aramaktan çekinmeyiniz,


Doktor olmak en büyük hayaliniz ama tıp bölümünü kazanamadınız...
Size harika bir teklifimiz var!
Hayalinizdeki Tıp, Diş Hekimliği, Eczacılık ya da Fizik Tedavi bölümleri için YGS ve LYS sınavını dert etmeksizin, YÖK denkliği olan üniversitelerde tıp eğitimi almak üzere sizi Macaristan’a davet ediyoruz. AB Üniversitesi’nden alacağınız mavi diploma ile de mesleğinizi Türkiye’de ve tüm dünyada yapabileceksiniz.

Bu anlamda tavsiyemiz, 



SEMMELWEİS ÜNİVERSİTESİ  olucaktır,

230 Yıldan Uzun Geçmişi İle Dünya Çapında Bir Kurum..

Semmelweis Üniversitesi Tıp Okulu akademik üstünlük ve doktorların eğitiminde üstlendiği sorumlulukla 230 yılı aşan bir geleneğe sahiptir. 
Dişçilik ve Eczacılık Fakülteleri 1950’lerin ortalarında üniversiteye dahil edilmiştir. 1969 yılında üniversitenin ismi Semmelweis Tıp Üniversitesi olarak değiştirilmiştir. 2000 yılında Semmelweis Tıp Üniversitesi, Macar Beden Eğitimi Üniversitesi ve Sağlık Bilimleri Koleji ile “Semmelweis Üniversitesi” adı altında birleştirilmiştir. Kurumun adı 1855-1865 yılları arasında Tıp Fakültesine profesörlük yapmış olan Ignác Semmelweis'i onurlandırmaktadır.

Semmelweis çok kampuslü bir okuldur. Tıp bölümü dişçilik ve eczacılık dahil üniversite klinikleri başkentin Pest tarafının büyük bir kısmını kaplarken, Beden Eğitimi Fakültesi -Uluslararası Olimpik Komitesinin resmi eğitim merkezi- Tuna nehrinin karşı tarafında yer almaktadır. 
                                       
Doktora Eğitimi birimi, 8 doktora okulunu kapsayan 29 temel araştırma programında 800’den fazla doktora adayı ile 1993’den bu yana faaliyet göstermektedir. Moleküler biyolojiden davranış bilimleri, spor tıbbına kadar değişik alanlarda teorik, klinik ve metodolojik çalışmalarla uğraşılmaktadır. 


TIP FAKÜLTESİ 

Eğer öğrenci katılımının üçte birini uluslararası öğrencilerin oluşturduğu, Avrupa Tıp Üniversitelerinin en büyüklerinden birinde, yoğun bir metropolde eğitim görmek isterseniz Semmelweis Üniversitesi sizin için doğru adrestir. Semmelweis Üniversitesi akademik üstünlük ve doktorların eğitimde üstlendiği sorumlulukla 230 yılı aşan eski bir geleneğe sahiptir. Kardinal Peter Pázmaány, 1635 yılında bugünkü adı ile Slovakya’da üniversitenin temelini piskoposluk koltuğunda atmıştır. 7 Kasım 1769’da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Kraliçesi Maria Theresa varolan fakültelere Tıp Fakültesini de eklemiştir. 1780 yıllarında Üniversite Budapeşte’nin Danube tarafına taşınmıştır.
                                                

Semmelweis Üniversitesi, Macaristan’daki fakültelerde verdiğe eğitime ek olarak, başta 1983 senesinde Tıp Fakültesinde Almanca, 1987 senesinde de Tıp, Dişçilik ve Eczacılık Fakültelerinde İngilizce olmak üzere uluslararası eğitim programı sunan ilk Macar yüksek eğitim kurumudur. Semmelweis mezunları arasında Nobel Ödülü kazanalar, dünyaca bilinen araştırmacılar ve klinik tedavi uzmanları vardır. Şu anda Tıp Fakültesinde 2881, Dişçilik Fakültesinde 495 ve Eczacılık Fakültesinde 608 öğrenci kayıtlı durumdadır. Tıp öğrencilerinin %4’ünü Macaristan’da öğrenim gören yabancı uyruklu öğrenciler oluşturmaktadır. Özel bir Almanca Tıp ve Diş Doktorluğu bölümünde kayıtlı 335 Alman öğrenci bulunmaktadır. Tıp fakültelerinde edinilen diplomalar herhangi bir lisans sınavı olmaksızın bütün Avrupa Birliği ülkelerinde geçerlidir (üye ülkelerin vatandaşları için). 

TIP 

Tıp Doktorluğu diplomasına götüren program, 6 yıllık bir eğitimi içermektedir: 2 yıl temel tıp eğitimi, 3 yıl klinik eğitimi, ve bir yıl dönüşümlü staj. Tıp bölümü uluslararası programı 1983 senesinde Almanca ve 1984 senesinde İngilizce olarak başlamıştır. İngilizce programına her sene İsrail, Norveç, Kıbrıs, İran ve ABD’den yaklaşık olarak 120 uluslararası öğrenci katılmaktadır. Okul biyoloji ve kimya ve fizik konularında sağlam bir temele sahip öğrencileri kabul etmektedir. Bu konulara ek olarak İngilizce ve fizik konularındaki giriş sınavlarını da geçmelisiniz.

DİŞ HEKİMLİĞİ 
Diş Hekimliği bölümündeki 5 senelik eğitim sonrasında Diş Doktorluğu diploması almayı hak kazanırısınız. İlk iki yıl temel eğitimler, son üç yıl ise klinik konuları görülmekte ve rotasyon yapılmaktadır. Diş Hekimliği Fakültesi her sene ortalama 50 uluslararası öğrenci kabul etmektedir. 

ECZACILIK
Semmelweis Üniversitesi Budapeşte Eczacılık Bilimi Uzmanlığı programı küçük çaplı bir uluslararası program sunmaktadır. Eğitimin süresi 5 yıldır. İlk iki yıllık eğitim temel tıp eğitimine benzemektedir. Takip eden yıllarda ise eczacılığa dair konularda eğitim görülmektedir. 

BAŞVURU ve OKUL ÜCRETLERİ 
Semmelweis Tıp Fakültesine başvuracak adayların 18 yaş üzeri ve tercihen 30 yaş altı olmaları gerekmektedir. Başvuru için gerekli evraklar 30 Mayıs tarihine kadar LONGWHALE’egönderilmelidir. Aşağıda sıralanan belgeler (aslı ya da tasdikli kopyaları, İngilizce ya da resmi İngilizce çevirisi ile) usulüne uygun olarak imzalanan Başvuru Formu’na eklenmelidir.

        1.  Denkliği olan bir liseden alınmış Tasdikname 
        2.  Lise Transkripti. Resmi olmayan transkriptler gönderilebilir, ancak programa kabul     
             bütün resmi transkriptlerin ya da tasdikli kopyalarının tedarik edilmesi koşuluna 
             bağlıdır. 
        3.  Referans Mektupları. Lise müdüründen ya da öğretmenlerden alınmış İngilizce  
             mektuplar tercih edilmektedir. 
        4.  İngilizce Özgeçmiş. 
        5.  Sağlık Raporu<. 
        6.  Başvuru ücreti olan 135 USD (geri iadesiz). 
        7.  Sınav ücreti (geri iadesiz). Eğer sınav Budapeşte’de yapılırsa ücret 200 USD’dir. Sınavın
             adayın kendi ülkesinde yapılması durumunda, sınav ücreti 200 USD + ek yerel   
             ücretlerdir. 
        8.  6 adet arkası imzalanmış vesikalık fotoğraf. 
        9.   Pasaport fotokopisi, kişisel bilgilerine ait sayfalar dahil 

Her yıl programlara kabul edilecek adayları belirlemek üzere adayın kendi ülkesinde ya da Budapeşte’de giriş sınavları düzenlenmektedir. Giriş sınavları sürekli olarak düzenlenmektedir. Uygun bulunan adaylar üniversite ya da üniversite resmi temsilcileri tarafından giriş sınavına davet edileceklerdir. Sınavlar Biyoloji, Kimya ve İngilizce konularında çok seçenekli olarak yapılmaktadır, akabinde adayın Biyoloji, Kimya ve İngilizce’deki bilgi düzeyine odaklanacak bir sözlü sınav, ve bir kişisel görüşme vardır. 




29.8.14

Masallar Diyarı Budapeşte, Prag, Viyana!

Değerli okurlarım,

Masallar Diyarı Budapeşte, Prag, Viyana!

Orta Avrupa'nın en güzel şehirleri olan
Budapeşte, Viyana ve Prag'ta bir yolculuk yapmaya ne dersiniz?


Genelde gezginlerin İtalya, Fransa ve İspanya'nın ardından son durağı Budapeşte - Viyana - Prag üçlüsü,

BUDAPEŞTE 
Belki de Avrupa'nın en yeşil şehirlerinden birisi. Osmanlı'nın Budin dediği kale bölgesi, Kahramanlar meydanı. Şehrin en güzel manzarasını size sunan Geller Tepesi. Geceleri gerdanlık gibi ışıldayan zincir köprü, sadece yayalara açık olan alışveriş caddesi Vaci Utca ve son zamanlarda ünlü markaların yer aldığı Andrassy caddesi. İnsanları, yerel halkı son derece mütevazı. Ama ne yazık ki Macarca'nın dışında yabancı dil bilen çok fazla insan yok. Bu yüzden gelenler biraz yabancılık çekiyorlar. Ekonomik durum yüzünden hala Euro'ya geçilememiş durumda. Kendi paraları olan Forint'i kullanıyorlar. Macarların ünlü çigan müziği eşliğinde Macar dansları muhakkak görülmesi gereken etkinliklerin başında yer alıyor. Yemek konusuna gelince;Osmanlı mutfağı Macar mutfağını büyük ölçüde etkilemiş desek hiç de yanlış olmaz. özellikle poğaça ve kahve size çok tanıdık gelirse şaşırmayın. Bu arada şehirde çok ucuza çok kaliteli şaraplar bulabilir, büyük porsiyonlarda daha önce tatmadığınız tatlıları yiyebilirsiniz.

Viyana

Gerçek bir Avrupa başkenti. Belki de dünyanın en yaşanılabilir şehirlerinin başında geliyor. Şehrin düzeni, temizliği, güvenli oluşu ve aristokratik havası bir araya gelince gerçekten çok güzel ama bir o kadar da pahalı bir şehir karşımıza çıkıyor. Her ne kadar 2. Dünya Savaşında çok acı günler geçirmiş olsa da şimdi sosyal hayatının zenginliği ile bu günlerin acısını çıkartıyor. Müzeleri, kafeleri, özellikle Cuma ve Cumartesi akşamları barları ve kulüpleri ile her kesime hitap ediyor. Ring denilen bölge, Opera binası, müzeleri, parlamento binası ve belediye binası ile en gözde yer. ve tabii ki ünlü alışveriş caddeleri Kartner Strasse ve ünlü markaların yer aldığı Kohl Market de hanımların en gözde mekAnları. Kafe deyince tabii ki ünlü kafeleri Demelsacher ve Landtman'ı saymadan geçmek olmaz ama zaten Viyana'nın her yeri kafe dolu. ve tabii ki Grinzing yılların eskitemediği Heurigerler ve şarap evleri. ve illaki şnitzel ama tabii ki süt danasından yapılmış olanından.

Prag

Son yılların belkide son 5 yılın en gözde şehri. Unesco'nun koruma altına aldığı bölgelerle bir açık hava müzesi. Ufak tefek restorasyonlarla yüzyıllardır ayakta kalmış her mimari tarzdan onlarca yapı sizleri bekliyor. Görkemli St.Vitus katedrali, ressamlarla dolu Charles köprüsü, muhteşem saat kulesi, sokak kafeleri ve restoranları, Yahudi mahallesi ve Parıszka caddesi, daracık sokakları ile bir masal şehri çeklerin içkiye olan düşkünlükleri bilinir hele ki bira ve Becherovka milli içkileri gibidir. Birçok kişinin adını bile duymadığı markalar; Staroptamen - Krusovice - Pilsener - Urguell - budejovicky bu bölgede çok meşhurdur. Nede olsa çekler dünya şerbetçi otu üretiminde ilk sırada yer alıyorlar. ve yıllık kişi başı bira tüketimleri 165 Lt olarak kayıtlara geçmiş.

Tavsiye Edilen Restoranlar 
Alcron Restaurant

Stepanska 40; (420) 222 820 038

Şehrin en iyi deniz mahsulleri restoranı. Radisson SAS Oteli içinde yer alan Alcron'un müdavimleri arasında gazeteciler, sanatçılar ve politikacılar da var. Sadece akşam yemeği servisi için açık olan restoranda az sayıda masa bulunuyor.. Mantarlı deniztarağı mutlaka denenmeli. Kırmızı et sevenler de T-Bone Steak'ten memnun kalacaklardır. Ancak şefin tavsiyeleri arasında ıstakozdan pavuryaya ve kerevit yer alıyor.

Kampa Park

Na Kampe 8B; (420) 296 826 102; www.kampagroup.com

Charles Köprüsü yakınlarında son derece güzel bir restoran. Restoranın nehre bakan bahçe terasında yer bulmaya bakın. Biftek carpaccio ve deniz kestaneli risottoyla gelen zeytinyağlı morina tavsiyeler arasında.

Allegro

Veleslavinova 2a; (420) 221 426 880

İtalyan mutfağı sunuyor. Mevsime göre değişen menüden sorumlu şef Vito Mollica, yemeklerini en taze malzemelerle hazırlıyor. Dünyanın en pahalı zeytinyağı olan Manni her masada bulunuyor. Servis de göz kamaştırıcı. çıtır grissiniler, dilimlenmiş susamlı çavdar ekmekleri ve üzümlü ekmekler zeytinyağıyla birlikte yemeği beklerken midenizi bastırıyor. Zengin şarap listeleri de tatmin edici.

Akropolis

Kubelikova 27; 420 296 330 911; www.palacakropolis.cz

çoğu geceler canlı müzik dinleyebileceğiniz bir bar-kulüp. Bazen DJ performansları da gerçekleştiriliyor. Biraz fazla sigara dumanı olsa da zevkle müzik dinlenebilecek bir yer.

Mecca

U Pruhonu 3; (420) 283 870 522; www.mecca.cz

David Morales ve Lee Dagger gibi dünyaca ünlü DJ'lerin sık sık çaldığı bir gece kulübü. MekAnın ön kısmındaki Lounge'da yemek yiyebileceğiniz bir restoran da bulunuyor. Alt katta dans edip eğlenebileceğiniz, daha yüksek tempolu müzikler çalan bir başka bölüm daha bulunuyor.

Veee artık sınırları kalktı Prag'a geldiğinizde ve günleriniz müsaitse bugün bir Almanya'ya kadar gidip geleyim derseniz kesinlikle çok iyi edersiniz. Almanya'nın belki de en tarihi şehri diyebileceğimiz Saxonya krallarının evi Dresden sizleri bekliyor. "Elbe'nin Floransası" adı verilen bu şehir 2. Dünya savaşı sonrası adeta yeniden doğmuş. Protestanlığın merkezlerinden birisi olarak kabul görüyor. ünlü Semper Operası, Zwinger Sarayı, Frauen Kirche ve muhteşem manzarası ile Brauhl Terası gerçekten çok keyif veriyor. özellikle alışveriş sevenler içinde son dönemin en gözde mağazalarını bulmak mümkün.

Aynı şey Bratislava için de geçerli. Bir zamanlar giriş yapabilmek için ayrı bir vizeye ihtiyaç duyduğumuz Slovakya bugün Viyana'ya sadece 70km'lik bir otoban ile bağlanıyor. Eski şehir bölgesi bir harika. Her sokakta farklı bir şeyler anlatan, farklı hikAyeleri olan figürler var. Panska caddesi, olduğu gibi sokak kafeleri ve restoranlarla kaplı ve araç trafiğine kapalı. Eski doğu bloğu ülkeleri içinde Euro kullanımına ilk geçen ülke. Tuna Nehrinde gezi yapan gemilerin olmazsa olmaz uğrak yerlerinden birisi. Eski şehirde 1 saatlik yürüyüş ile yapılan şehir turu gerçekten çok keyifli. Eğer gecelemeniz varsa ve hafta sonuna denk geldiyseniz Avrupa'nın en canlı en hareketli ve en ucuz gece hayatlarından birini kaçırmamanızı bilhassa tavsiye ederiz.enelde Orta Avrupa'dır… "Keşke daha önce gelseydik. Bu kadar güzel olduğunu bilmiyorduk" sözleri, buraya giden tatilcilerden mutlaka duyacağınız sözlerdir. Orta Avrupa denilince ilk akla gelen şehirler ise tabii ki Budapeşte Viyana ve Prag…

“Aldı Nemçe Bizim Nazlı Budin'i”…


“Aldı Nemçe Bizim Nazlı Budin'i”… 


Osmanlı İmparatorluğu’ndan doğup ta Osmanlı eserlerinin bir şekilde günümüze değin ayakta kalabilenlerine, bugün ‘kültür mirası’ sıfatıyla sahip çıkarak, onları koruyan, onaran ve bunların ‘Osmanlı eseri’ olduklarını belirtmekten çekinmeyen tek ülke varsa o Macaristan ; Osmanlı dönemini kompleksiz/önyargısız anan ve bugün de Türklere sempatiyle bakan ulus da Macarlardır.


Macarlarla Akraba mıyız ? Öteden beri Macarlarla akraba olduğumuz söylenir. Türkçe ve Macarca’nın aynı dil grubundan olduğu belirtilir. Akrabalık derecesini bilemiyorum. Tarihçilerin alanına giren bir konu. Ancak akraba olmasak bile Orta Asya’dan bir yakınlık olduğu sanırım doğru. Kendileri ilk krallarının adının Arpad olduğunu söylüyor. Budapeşte’deki ‘Kahramanlar Meydanı’ındaki (Hösek Tere) anıtta yer alan Arpad’ın heykeli Orta Asyalı bir savaşcıya çok benziyor. Atilla çok sık kullanılan Macar ismi. Avrupalılar ‘Macaristan’a ‘Hunların Ülkesi’ anlamına gelen ‘Hungary’ diyor, Macarları da ‘Hungarian’ yani ‘Hunlu’ diye adlandırıyor. Macarlara ‘Macar’ diyen bir kendiler bir de biziz.

Macarca ile Türkçe’nin iki yakın dil olduğunu anlatıla gelir; doğruluk payı nedir, dil bilimcilere sormak gerek. Ancak Macaristan gezim boyunca , Macarca’nın kulağıma gelen ses yapısı, bana Azerice-Farsça’yı andırdı: ‘ü’ler, ‘ş’ler bol miktarda kullanılıyor; ‘menim, menem, mene’ gibi ekler çok.. ‘Akrabalık’ var diye anlaşabileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz . Ama kaldığım otelin danışmasındaki görevli genç adam, pasaportuma bakıp Türk olduğumu görünce bana ilk söylediği aynen şu cümle oldu “ Bir küçük elma “ ne demek?.. Bu cümle her iki dilde de aynı anlamda kullanıyor. Ayrıca “ şapka, lamba, kapu, elma/alma” gibi onlarca ortak sözcük var ama bunlar Orta Asya’dan değil, Osmanlı’dan kalma…

Macarlar Türkleri neden sever? Bu soruyu , yıllar öncesinde tıp öğrencisiyken otostopla Avrupa’yı gezdiğim dönemde Londra’da bir Musevi’nin kumaş deposunda çalışırken tanışıp arkadaş olduğum ; 1980’deki ilk Macaristan gezimde evinde konakladığım ; bu gidişimde de arayıp bulduğum Musevi asıllı Macar tarihçisi arkadaşıma sorduğumda şöyle anlattı:

“Macarlar diğer Balkan ülke haklarına kıyasla, Osmanlı dönemini, kötü ve olumsuz şekilde anmazlar. Aynı yaklaşımı Osmanlı’nın hüküm sürdüğü diğer Balkan ülkelerinde resmi düzeyde görmeniz pek mümkün değildir .Örneğin, bugün Macaristan’da, Osmanlı Ordusunun Macar Ordusuna karşı mutlak zafer kazandığı iki savaşın olduğu Mohaç ve Zigetvar kasabalarında bu savaşın anısına yapılmış parklar vardır. Bu parkların Mohaç’ta olanında Kanuni’yi temsil eden sembolik heykel, Zigetvar’dakinde ise Macar Komutan Miklos ile birlikte Kanuni’nin büstü yer almaktadır. Bu parkın adı “Türk-Macar Dostluk Parkı’dır. Macarların Osmanlı’yı iyi anmasının başlıca nedenleri şunlardır: a) Macaristan, Osmanlı yükselişinin tepe noktasında, İkinci Viyana Kuşatması’nın (1683) hemen ertesinde Osmanlı’dan koptu. Osmanlı Macaristan’da idari ve bayındırlık açısından olumlu izler bırakarak ayrıldı. Hamamları bugün bile kullanılıyor. b) Macaristan Osmanlı’dan kanlı bir bağımsızlık isyanı ile ayrılmadı. Viyana’dan sonra Osmanlı’ya karşı oluşan ‘Kutsal İttifak’ ordularınca Osmanlı’dan koparıldı. Bu ittifak içinde yer alan Macar Prenslerinin yanı sıra Osmanlı’dan yana olan ona destek çıkan Macar Prensleri de vardı (örnek: İmre Tökeli). c) Osmanlı’dan sonra Macarlar bağımsız olmadı. Avusturya tarafından işgal edildi ve ‘Avusturya –Macaristan İmparatorluğu’ kuruldu; kurulmasına ama Macarlar yönetimde söz sahibi olamadılar, Avusturyalılar Macarları hep ‘küçük gördü’. d) Bu durum, 18 ve 19. yy’da Macarların Avusturyaya karşı bağımsızlık mücadelesine yol açtı. Başarısız kalan her iki mücadelenin iki önderi Rakoçi ve Kossut Türkiye’ye sığındı”…

Yola çıkış : “ Türk’ün gönlünde nehir varsa Tuna’dır “.. Sırt çantamı raftan indirdim. İçine iki parça giysi ve her daim bekleyen temizlik torbamı koydum. Paramı üzerimdeki muhtelif zula çeplerine dağıttım. Pasaport ve biletimi boynumda muska gibi asılı duran seyahat kesesine yerleştirdim.Yeşilköy’e doğru yollandım. Öğleden sonraki uçuşları severim. Hem havaalanına ulaşımı telaşsız ve havaalanının kendisi nispeten sakin oluyor. Bu seferki hedefim Macaristan; özellikle de Budapeşte ve Estergon.. Yahya Kemal “ Türk’ün gönlünde nehir varsa Tuna’dır; dağ varsa Balkan’dır “, der. Tuna, Almanya’nın güneyinde Kara Ormanlarda, Konstanz gölü yakınlarında küçük bir kasabadan, üstelik te ‘havuz irisi’ bir kaynaktan doğar. Sonra giderek görkemlenir, çoşkulanır ; Avrupa’yı batıdan doğuya baştan başa geçerek 2840 km yol gider... Tuna Viyana’ya girdiği noktadan, Romanya’da Karadeniz’e döküldüğü deltaya kadar geçtiği her yerde, Osmanlı’nın izini, anısını; Türk’ün zaferini, kederini; sevincini üzüntüsünü beraberinde taşır. Örnek mi istersiniz; bakın ; Macaristan: Yanıkale (Gyor), Komaron, Estergon, Budin, Mohaç; Sırbistan: Belgrad; Bulgaristan-Romanya sınırını oluşturan kıyı boyunca Vidin, Niğbolu (Nikopol), biraz güneyde Plevne , Ruscuk (Ruse), Silistre ve daha niceleri.. Tuna bir çok şiire,türküye, marşa konu olmuştur. Gazi Osman Paşa’nın 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı/ ’93 Harbi sırasındaki Plevne savunmasını üzerine yazılan marşın “ Tuna nehri akmam diyor, etrafımı yıkmam diyor” sözlerini yaşı 50’nin üstündekiler hatırlar ; ya Nazım Hikmet’in dizeleri:

“ Tuna’nın suyu olaydım Kara Orman’dan doğaydım Dolanaydım, oy dolanaydım “ Bunların içinde Budin’in (bugünkü Budapeşte) hem tarihte hem gönülde ayrı bir yeri vardır. Osmanlı’da İstanbul, Bursa, Edirne’den sonra en sevilen şehir Budin’dir. Çok sevildiğinden halk arasında ‘Nazlı Budin’ olarak anılırdı.

Kanuni Macaristan topraklarına 1526 Mohaç zaferiyle adım atar, ancak Budin’deki gerçek hakimiyeti 1541’de olur . Kanuni Budin’i alınca halktan askerin zulmettiği şikayeti kendisine ulaşır. Sultan hemen duruma müdahale eder. Budin sarayının duvarına kendi elyazısı ile şu beyiti yazdığı söylenir: “ Gaziler meskenidir, bunda(burada) bey’im gayrulmaz (kimse kayrılmaz) Bunda (burada) zulmedenin akibeti hayrolmaz (hayırlı olmaz)”

Budin Var (Budapeşte Kalesi , Var: Macarca ‘kale’ ) Tuna’nın Peşte yakasında kaleye baka baka yürüyorum. Aylardan ağustos. Macar ovası yanıyor, termometre 35’i gösteriyor. İnsanlar kadını erkeği şortla, tişörtle dolaşıyor. Kimsenin kimseye aldırdığı, dönüp baktığı, ilgilendiği bile yok. Kendi halinde, sessiz, sakin bir millet Macarlar. Belleğimde Nazım Hikmet’in dizeleri, önümde bulanık akan koca nehir… “ Havalandık Pırag’dan indik Budapeşte’ye Kuş olmak güzel şey Hatta bulut olmak, Ama ben memnunum insan olmaktan…”

Budapeşte’ye bu ikinci gelişim. İlk gezimi 12 Eylül’ün hemen sonrasında 1980’de yapmıştım. Sirkeci’den gece bindiğim Belgrad treni sabah Edirne’ye varabilmiş, Kapıkule’de Türk pasaportlu tüm yolcular aşağı indirilmişti. Polis karakolu önünde uzun bir kuyruğa girmiştik. Polis önündeki liste ile pasaportlarımızı karşılaştırıyor, “kaçak” arıyordu. 2 saat sonra tren Bulgar topraklarına girdi.. Budapeşte o yıllarda bile “sosyalist rejim” tablosundan taşan görüntüler taşıyordu. İnsanların giysileri daha renkli sayılırdı; vitrinler daha zengin, sokaklar daha canlı, insanlar daha bakımlı görünmüştü.. Evinde konukladığım Macar tarihçi arkadaşım mahalle karakoluna gidip evinde yabancı misafiri olduğunu bildirmişti. Aynı tarihlerde Prag’da yabancının evlerlerde konuk olması yasaktı. Çekoslavakya’dan ayrılırken sınır polisi otel damgalarını tek tek saymıştı!..

Budapeşte’nin simgelerinden “Zincirli Köprü”ye ulaştım. Köprünün asıl adı : “ Szechenyi (Zeçenyi) Köprüsü”. Adını, köprüyü yaptıran Macar Kontu’dan alıyor. Tuna üzerindeki ilk asma köprü. Yapım yılı 1849. Her iki başta aslan heykelleri duruyor; her iki yakadan zincirlerle denge sağlanıyor. Kont Zeçenyi, Macaristan’ın Avusturya’dan bağımsızlığını savunuyor.Tutuklanıyor, gözaltında intihar etti deniyor!. Oğlu Ödön Avusturyalılardan kaçıp İstanbul’a sığınıyor. “ Zeçenyi Paşa” adı altında İstanbul İtfaiyesi’nin başına geçiyor.

Köprüyü geçtim. Buda yakasındayım ve ağır ağır Buda Var’a ,yani Budin Kalesi’ne tırmanıyorum. Tarih peşimi bırakmıyor!!

“budin’in içinde serdar kızıyım anamın, babamın iki gözüyüm

 kafeste besili kınalı kuzuyum

aldı nemçe (Avusturya) bizim nazlı budin’i …

kıble tarafından üç top atıldı perşembe günüydü

güneş tutuldu cuma günüydü budin alındı

aldı nemçe bizim nazlı budin’i

Uzun bir türküdür. Budin’in kaybının gönüllerdeki figanıdır. Asker şair Aşık Gazi Hasan’a ait olduğu ileri sürülür. Tarihte her imparatorluğun bir kırılma noktası vardır, Osmanlı’nınki de II. Viyana kuşatmasıdır (1683). Hıristiyan Avrupa ilk kez Osmanlı’nın yenilebileceğini (!) anlamıştır. “Ne yapsak da Osmanlıyı durdursak” diyen Haçlı zihniyeti aradığı fırsatı bulmuştur. Papa XI. Innocentus’un organize ettiği ‘Kutsal İttifak’ ordusu Viyana’nın ardından Osmanlı topraklarına saldırır. İlk önce, Evliya Çelebi’nin “bundan ileride serhat kalemiz yoktur” dediği ‘subaşı durağımız’ Osmanlı’nın en kuzeybatı noktası Estergon düşer. İmparatorluğun en batı noktası Kanije (Macaristan’da Balaton gölünün güneyine düşen ve bugün Nagykaniza adıyla anılan kasaba), en kuzey noktası da Uyvar’dır. Uyvar, bugün Slovakya toprakları içinde kalır, Estergon’un kuzeyine düşer, Uyvar diye aramayın,bulamazsınız Slovakça adı Nove Zamky’dir. Bir dönem Avrupa siyasi sözlüğüne giren “Uyvar önündeki Türk gibi” sözü buradan gelir ve ‘bir amaç uğruna inatçı-kararlı duruşu’ tanımlamak için kullanılırdı!

‘Kutsal İttifak’ ordusunun başında Fransız, Loren dükü V.Karl vardı ( Bugün UEFA’nın başındaki Fransız eski futbolcu Platini de bir Lorenlidir. Aman dikkat! ). Orduda hangi millet yoktu ki:Avusturya, Alman, Lehistan (Polonya),Rusya,Venedik, Macarların katolik olan prenslikleri, hepsi bir araya gelmiş Osmanlı’yı Avrupa’nın dışına itmeye çalışıyordu. Gerileme 1699 Karlofça anlaşmasına kadar sürer. Osmanlı ilk kez toprak kaybediyordur!

Estergon’un ardından Uyvar düşer. Sıra Budin’e gelmiştir. Yıl 1686’tır, Viyana beri sadece 3 yıl geçmiştir. Budin 1684’teki ilk kuşatmayı püskürtür.1686 kuşatmasına 3 ay kahramanca direndikten sonra yardım-erzak gelemediğinden düşer. Son Budin valisi ve komutanı Abdurrahman Paşa elinde kılıç şehit olur.

“145 yıllık Türk egemenliğinin (dikkat buyurun Avrupalı Osmanlı ve Türk’ü eşanlamlı kullanıyor NP’nin notu) son Budin valisi Abdurrahman Arnavut Paşa, bu yerin yakınında 1686 eylül ayının 2.günü öğleden sonra yaşamının 70. yılında maktul düştü. KAHRAMAN DÜŞMANDI. RAHAT UYUSUN”…

Paşanın kabri bugün Buda kalesinin batı ucunda (ki burası hala ‘Beçkapu’, Viyana kapısı olarak anılır) durur, Macarların bir kadirşinaslık örneği olarak korunmuştur, ‘yiğide vur, hakkını ver’ misali mezar taşında ‘Kahraman düşman’ yazılıdır. Mezar taşında, eski-yeni alfabe ile Türkçe ve Macarca yukarıdaki yazı yer alır. Ancak bu kitabenin tam tarihçesini bulamadım ama Osmanlı-Macar ilişkilerin düzeldiği 19. yy’dan kalması muhtemeldir. Çünkü ‘Kutsal İttifak’ ordusu Budin’i alınca taş üstüne taş bırakmaz. Sağ kalan Türkleri ve Türklere yardım etti diye Yahudileri kılıçtan geçirir. Onlarca cami, mescid, medrese, çeşme gibi tüm Osmanlı eseri yerle bir edilir. Gellert Tepesi altında yer alan ve yakınlarda ‘Rudas’ adıyla onarılıp açılan Sokullu Mehmet Paşa Hamamı, kale altında yer alan eski adıyla Aslanbey, Macarların deyişi ile Kıral (Kirali) Hamamı ( bugün bile kullanılmaktadır) ; 16 yy’da yaşamış ‘Gül Baba’ adıyla anılan Cafer Ağa isimli bektaşi dervişinin türbesi, kale ile türbe arasındaki arazide bulunan ‘Akıncılar Mezarlığı’ diye anılan bir grup Osmanlı mezar taşı , Buda’da Osmanlıdan günümüze varabilmiş başlıca eserlerdir. Buda’nın Gellert tepesi ile Kale arasında çukurda kalan düz alan Türklerden kalan isimle anılır: Taban .. Macaristan’da ‘Török’ (Türk) soyadı yaygıncadır. Osmanlı döneminden kalan ve Macarlaşan Türkler olabileceğini düşünürdüm; Musevi asıllı Macar tarihçi arkadaşıma göre, bu soyadını taşıyanların çoğunun kökeninde Musevilik varmış. Musevi kimliğini gizlemek için soyadlarını ‘ Török (Türk)’ yaparak Macaristan’da varlıklarını koruyabilmişler.

“Estergon Kalesi Subaşı Durak”

Estergon, Budapeşte’nin 60 km kuzeybatısında yer alır. Tuna burada bir kıvrım yaparak güneye iner. Tam karşısı Slovakya’dır. Biraz ötesi Uyvar’a çıkar. Bahar ve yaz aylarında Budapeşte ile Estergon arasında küçük nehir vapurları çalışır. Sabah saatiydi. Bunlardan birine bindim. Küpeştede rüzgara karşı kuytu bir köseye kuruldum. Yüzümü suya döndüm. Vapur akıntıya karşı ağır ağır ilerlemeye koyuldu. Dünya ile ilgimi kestim.Hiç konuşmadan, hiç düşünmeden belleğimi ve gönlümü Tuna ile bütünleştirdim. Her iki kıyının yeşilliğine ve korunmuşluğuna hayran kaldım. Özendim, imrendim, hayıflandım. Tek bir yapılaşma, zerre kadar çirkinlik göremedim. İster istemez ,“ garba varıp da beldeler, kaşaneler gören; viranelerden bezmiş” ruh haline büründüm. Yolda daha doğrusu nehirde birkaç yere uğradık. Bunların en kayda değeni Visegrad . Burası da bir vakitler önemli bir Osmanlı kalesiydi. Kale tepede bugün de duruyor .

Budapeşte’den yola çıkalı 5 saati bulmuştu, uzaktan Estergon kalesi gözüktü. Kalenin duvarları sağlam kalmış ama asıl görkemi şatafatlı iri mavi kubbesiyle Estergon Katedrali oluşturuyor. Katedral 19.yy yapımı; Macaristan Katolikliğinin merkezi. Kalenin köşesinde Papa’nın Estergon’u kutsayan bir heykeli yer alıyor. Kalenin altında şerifesi ve külahı olmayan bir minaresiyle ‘kültür mirası’ olarak onarılmış küçük bir cami duruyor.Adı, ‘Hacı İbrahim Camisi. Onlarca Osmanlı eserinde bugün ayakta kalabilen tek eser bu. Camiye bitişik bir alanda; kemerleri ortaya çıkmış, caminin eki olabilecek bir başka Osmanlı eserinin kazıları sürüyor.

Tuna Estergon’da bir başka güzel.Kıyıda ulu çınarlar dallarını suya eğmiş; çınardan bir tünel olmuş.Nehir boyunca saatlerce yürünebilecek yaya ve bisiklet yolları var. Ben de saatlerce yürüdüm. Birkaç bisikletli dışında kimseye rastlamadım. Dinginliğin, iç huzurunun, doğanın egemen olduğu güzelliğin keyfini sürdüm. Estergon akıncılarını saygıyla andım:

“ Estergon kalesi subaşı kale göklere ser çekmiş burçlar hele biz böyle kaleyi vermezdik ele AKMA TUNA AKMA BEN BİR DERTLİYİM ESTERGON’U VERMİŞ KARA BAHTLIYIM”…

Tarihten dip notları: 1- İmre Tökeli ismi İzmit’te tekrar hatırlanır oldu. Büyükşehir Belediyesi eski kağıt fabrikasının memur evlerinden birini, Seka Park’ta, İmre Tökeli adına anı evi olarak düzenledi.Yaşadığı Aslanbey-Karatepe köyünde anıt yaptırdı. Abdülhamit dönemine kadar bugünkü Hürriyet Caddesi’nin adı ‘İmre Tökeli Caddesi’ idi. Meşrutiyet’ten sonra Hürriyet’ oldu. Türkiye iki Macar milliyetçisine daha ev sahipliği yapmıştır. Biri Rakoçi’dir. 18 yy başında Avusturya’ya ayaklanmış,başarılı olamayınca Osmanlı’ya sığınmıştır. Tekirdağ’da yaşamıştır. Evi müzedir. Diğeri 19 yy’da, metinde adı geçen Zincirli Köprü’yü yaptıran Szeçeni’nin dönemdaşı Kont Kossuth’dur. O da bir süre Kütahya’da yaşamıştır.

2- Cumhuriyet döneminde Türkiye’de misafir olan en bilinen Macar , Bela Bartok’tur. Ünlü klasik müzikçi, Atatürk’ün davetiyle konservatuarı oluşturmak için Ankara’da çalışmıştır. Budapeşte’nin güzel caddelerinden birinin adı Bela Bertok’tur.

3- Türkçede bugün sıkça kullanılan Macarca bir sözcük var:’Varoş’. Varoş Macar dilinde ‘kentin dış mahallesi’ anlamında kullanılıyor; bizde ise ‘gecekondu’ anlamında 70’lerde dilimize girdi.

4- Budapeşte şehir mezarlığında 1.Dünya Savaşında Ruslara karşı açılan Galiçya (Bugünkü Polonya’nın güneyi) cephesinde şehit düşen binlerce Mehmetçikten kalma şehitlik var.

5- Macarlar 1956 yılında Sovyetlere baş kaldırdı.Başbakan İmre Nagy öncülüğündeki ‘Macar İhtilali’ni, Sovyetler kanlı bastırdı. 20 bin kişi öldü.Komunist dönem ülkede 90’da sona erdi.Macarlar o dönemden kalan Sovyetik heykelleri Budapeşte dışında bir parkta sergiliyor;Lenin ve Stalin’in heykelleri ‘Komunist diktatörlüğün hayaletleri’ adıyla tanıtılıyor’…

6- Kanuni Budin’e ilk kez 1526’da Mohaç zaferinden sonra girer. Şehri kendine ‘biat eden’ (bağlanan) Macar kralı Zapolya’ya bırakıp ayrılır.Daha sonra camiye çevrilen Budin Kalesinin görkemli yapısı Mathias kilisesinden aldığı şamdanları İstanbul’a getirir ve Ayasofya’nın mihrabının iki yanına yerleştirir.Kanuni’nin sadrazamı (aynı zamanda damadı) ‘İbrahim Paşa’ (Damat İbrahim Paşa / daha sonra Kanuni tarafından boğdurulur), Budin’den getirdiği Apollon ve Herkül heykellerini Sultanahmet Meydanı’ndaki sarayının önüne koyar. Saray bugün Türk-İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır. Halk, heykelleri benimsemez, sadrazama ‘gavur’ lakabını takar.Devrin şairi Figani sadrazamı şu beyitle yerer: “Bu cihana iki İbrahim geldi; biri put yıktı, biri dikti”..

7- Son bir not ta tıp dünyasından. Budapeşte’nin eski ve Orta Avrupa’nın ünlü tıp fakültesinin adı Semmelweis’tır. Semmelweis 19.yy ortalarında yaşamış Macar hekimidir. O yıllarda henüz ‘mikropları varlığı’ bilinmiyordu. Doğumlar çıplak elle yapılıyordu. ‘Lohusalık humması/puerperal sepsis’ denilen doğum sonrası enfeksiyondan çok sayıda kadın hayatını kaybediyordu. Semmelweis, doğuma girmeden ellerin sabunla yıkanmasının bu hastalığı önleyebileceğini ileri sürdü (1847). Zamanında tam kabul görmese de uygulamayla doğum sonrası bu tür anne ölümlerinin azaldığı görüldü. ‘Mikrop kavramı’, Semmelweis’ten sonra, 1860’larda Pasteur (Pastör) ve Koch tarafından ortaya atılacaktı.

Tosun Saral beyin katkıları ile yazılmıştır,kendisine çok teşekkür ederim.

24.8.14

Budin Türküsü

(soldaki resim matyas kilisesidir,Osmanlı zamanında cami olarak kullanılmıştır)
Budin türküsü olarak da bilinen, temeşvarlı gazi aşık Hasan tarafından yazılmış, okunduğunda insanın içini sızlatan bir türküdür.


budin dedikleri aksuyun başı 
kan ile yuğrulmuş toprağı taşı 
çerkes bayraktar şehidler başı 
geldi küffâr, aldı kale budini
aldı budin kalasını, geçti bedeni.


cephane tutuştu, aklımız şaştı 
selâtin camisi havaya uçtu 
askerin yarısı hep şehid düştü
geldi küffâr, aldı kale budini
aldı budin kalasını, geçti bedeni.


budin’in üstünde doğdu bir yıldız
aldı hayin küffâr on iki bin kız
kimi kadı, kimi müftü, müderris 
aman padişahım, imdad umarız 
imdadsız kalaya imdad bekleriz.


budin dedikleri çepçevre meşe
kurdunu, kuşunu doyurduk leşe
hüngür hüngür ağlar genç ali paşa 
geldi küffâr, aldı kale budini
aldı budin kalasını, geçti bedeni.


budin içinde biz üç kız idik 
altun kafes içre besli kuzuyduk
küffârın eline lâyık değildik
geldi küffâr, aldı kale budini
aldı budin kalasını, geçti bedeni.

Nazlı Budin Türküsü diğer versiyon



Diğer bir varyantı da şöyledir:

ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu,
bülbülün figanı bağrımı deldi,
gül alıp satmanın zamanı geldi,
aldı nemçe bizim nazlı budin’i .

çeşmelerde abdest alınmaz oldu, 
camilerde namaz kılınmaz oldu,
mamur olan yerler hep harap oldu,
aldı nemçe bizim nazlı budin’i .

budin’in içinde uzun çarşısı, 
orta yerinde sultan ahmet camisi,
kâbe suretine benzer yapısı, 
aldı nemçe bizim nazlı budin’i .

budin’in içinde serdar kızıyım,
anamın, babamın iki gözüyüm,
kafeste besli kınalı kuzuyum,
aldı nemçe bizim nazlı budin’i .

cephane tutuştu, aklımız şaştı, 
selâtin camiler yandı, tutuştu,
hep sabi sıbyanlar ateşe düştü,
aldı nemçe bizim nazlı budin’i.

serhatlar içinde budin’dir başı,
kan ile yoğrulmuş toprağı taşı,
çerkez alemdar şehitler başı
aldı nemçe bizim nazlı budin’i.

kıble tarafından üç top atıldı,
perşembe günüydü, güneş tutuldu,
cuma günü idi, budin alındı,
aldı nemçe bizim nazlı budin’i.

Budin'in düşüşü NASIL OLDU ?



"Osmanlı ordularının ikinci viyana bozgunundan sonra, batı dünyası, Türklerin artık savaş gücünün bittiğini, daha doğrusu idaresizliğini anladı. türkleri Avrupa’dan atma umutları arttı. Avusturya, lehistan YANİ BUGÜNKÜ POLONYA, Rusya, venedik hükümetleri birleşerek türk sınırlarını geçtiler. on beş yıl uğraş oldu. türk orduları başka başka cephelerde savaşmak zorunda kaldı. bu yüzden arka arkaya başarısızlıklara uğruyordu. bu sırada, kanunî sultan süleyman tarafından alınan ve son son sınır kalelerimizden olan budin’i (Macaristan’ın baş şehri şimdiki Budapeşte) düşman büyük kuvvetlerle sardı (17 haziran 1686). alaman imparatorluğunun doksan bin kişilik kuvvetine karşı budin kalesinde on altı bin türk eri vardı. bir haçlı seferini andıran düşman saldırışları karşısında türk savunması pek kahramanca oldu. yardıma gelen sadrazam süleyman paşa da bir başarı sağlayamadan geri çekildi. pek üstün düşman kuvvetleri karşısında kalenin elden çıkması kesindi. kale her yönden çok sıkı sarılmıştı. 

Bu sırada; budin yakınlarında, tuna üzerinde bulunan kız adasında, aralarında kale komutanı abdurrahman abdi paşa’nın haremi de bulunan kadın ve çocukları belgrad’a göndermek üzere hazırlanmış 20 gemi düşman tarafından ele geçirilerek kadınların güzelce olanları düşman ordugâhında haraç mezat satıldı. günlerce süren savaşlar sonucunda, şehrin varoşu düşman eline geçti. temmuz ortalarında cephaneliğe rastlayan bir gülle, binlerce kantar ağırlığındaki barutu ateşleyip, kıral sarayı, ile kalenin büyük bir kısmını yıktı. buna rağmen teslim teklifine karşı çok kanlı çıkışlarla cevap verildi, büyük kayıplar verdirildi. sonunda, 2 eylül’de büyük bir saldırıştan sonra düşman toprakkale tarafından şehre girdi. sokaklarda boğaz boğaza çarpışmalardan sonra, türkler içkalede bâli paşa meydanına çekilip savaşa devam ettilerse de abdurrahman abdi paşa’nın şehit düşmesi üzerine müdafaa sona erdi. başsız kalan türklerden bir kısmı tuna yoluyla kaçmaya çalışırken, esirlerin öldürüldüğünü görenler umutsuz bir durumda geri dönerek silâha sarılıp tekrar uğraşa (mücadeleye) kalkışıyorlardı. budin yanıyor, ahalisi, kadın, çocuk ve ihtiyar ayırt edilmeden boğazlanıyordu. kırımdan kurtulanların sonu yürekler acısı olmuştu; yağmacılar tarafından çırılçıplak soyulan bu çaresizleraçlıktan ve soğuktan yok olup gittiler. ancak, ufak bir kısmı tuna’ya atılarak veya sallara binerek hayatını kurtarmıştı. budin felâketinin gönüllerdeki acısı, yüzyıllarca söylenen “aldı nemce bizim nazlı budin’i ” türküsünde sürüp gitti."

31.7.14

obezite ve beslenme sırları

Şu sıralar Beslenme diyetlerinde özellikle "ekmek" üzerinde durulmaktadır. Fazla tüketilen ekmeğin/hamurun zararları açıklanmaktadır. Kaldı ki, tükettiğimiz ekmekler, saf ekmekler de değil, içersinde bir çok katkı maddesi olan ekmeklerdir.

Diyet kitaplarının çok satanlar arasında olması da, bir soruna işarettir.

Konunun önemine binaen Oktan Keleş'in 2008 yılında yazmış olduğu "Sümerler ve Obezite" başlıklı yazılarını tekrar yayınlıyoruz.

 

Sümeroloji`nin Sırrı

Anadolu topraklarında şu sıralar çok ciddi anlamda, büyük bütçelerle bir araştırma yapılmakta. Bu araştırmaya NASA Pentagon ve MOSSAD gibi bazı kurumlarda gizlilik derecesi en üst düzeyde destek vermekte.

 Araştırdıkları konu ise "Sümerlerin Tarihi." Bunda ilk bakışta ne var, denilebilir. Bilimsel, tarihsel bir araştırma gözüyle de bakıla bilinir. İnsanlık tarihine ışık tutacak bulgular, bilgiler gün yüzüne çıkarılıyor, diye kamuoyundan da destek bile verilebilinir.

Ancak işin aslı, madalyonun öbür yüzü böyle değildir. Sümer tarihine duyulan bu ilginin aslı, insanlığa bilimsel, tarihsel bulguları çıkarıp faydalandırmak değil, tam tersidir. Nedenini kısaca şöyle anlatabilirim. Neden Sümerler? Neden Urartular, Persler, Romalılar değilde, Sümerler! Nedeni şudur: Sümerlere kadar bilinen tüm insanlık tarihi şunu söyler, insanlar avcı, toplayıcı ilkel yaşamın en alt seviyesinde bir yaşam kültürüne sahipken birden bir şey olur. Bir medeniyet mantar biter gibi biter. Sümer Medeniyeti... Birden biter, dedik çünkü hiçbir alt yapısı daha ispat edilmemiş bir medeniyettir. Bir anda sanki gökten inmiş gibi çağının en üst teknolojisine, bilgisine sahip benzeri olmayan bir medeniyettir bu. Kısaca astronomi, tıp,araç gereç,mekanik bilgisi, sosyal yaşam, kentleşme kültürü, alt yapısı bugünkü şehircilik anlayışına birebir uyan şehirleri,caddeleri, kanalizasyonları,ev yapıları, düzenli ordusu, adalet mekanizması, mahkemeleri daha birçok yaşam standardı...

 Şimdi yapılan kazılardaki tabletlerin deşifresindeki kamuoyuyla paylaşılan bazı bilgilere göz atalım. Sosyetenin varlığı,sabah kahvaltı öğlen yemeği alışkanlığı ve akşam mönüleri, som balığı,et şarap,eğlenceye gitmek. Müzik notalarının tümünün ilk defa kullanılması vs. Burç sembollerinde bu medeniyetin ürünü. Sümerceden bir kelime (Adem) çamur demek. Bunun gibi birçok kelime eski ve yeni dillere evrim geçirerek girmiştir. Şimdi buraya kadar şöyle sorunla biline bilinir. Eeee ne olmuş yani ? Olan şu bu medeniyeti birden bire meydana getiren unsur (BUĞDAYDIR) Bildiğimiz buğday. Çünkü bu medeniyete kadar daha öncede belirttiğimiz gibi insanlık, avcı toplayıcıdır. Oysa bu medeniyet, tarımı ilk uygulayan bir tarım medeniyetidir. Malum güçlerin araştırdığı konu, Sümerler bu üst seviyedeki bilgilere nasıl bir anda sahip olup, ulaşıp insanlık devrimini sağlamışlardır. Fantezilere değinmeyeceğim. Hani şu meşhur uzaylılar masallarına…. İnsanlık devrimi işte malum güçler, yeni bir insanlık devrimi yapmak istiyorlar. Sümerler bu güne kadar bu devrimi getirdiler. Buğday, ekmek,  tarım... Şimdi bunu kaldırıp yeni bir insanlık bilinci yaratma, beslenme alışkanlığını bir devrimle değiştirme..

 NOT: Genleriyle oynan hormonlu tohumlar, bu projenin deney aşamasıdır. Doğal olmayan, suni yiyecekleri insanlığa dayatma, alıştırma ve buna bağlı bir kültür oluşturma.. Filmlerde konu olan hap yiyecekler gibi... Evet şu anda insanlık düşmanlarının projelerinden biridir bu. Güneş kararır, sular çekilir, yağmur yağmaz. Toprak kalmazsa tarım olmaz, söylemleriyle. Bu projeleri için yakında plastik, sentetik yiyecek reklamları çıkarsa şaşırmayın... Bir şey daha paylaşmak istiyorum. Malum güçler, Sümerler bu birden oluşan medeniyeti bu bilgileri nerden aldığını araştırıp dursunlar ben birazını söyleyeyim. İşin sırrı HARUT ve MARUT adlı meleğin o devirde insanlara tüm bu bilgileri sunmasıydı. Ve bir bilgiyi daha paylaşayım. Kuran-ı Kerimde bir Surede, HADİD’ ten bahsedilir. Hadidi indirdik buyurur. Çoğu alime göre Hadid Arapça demirdir. Bu demire işarettir der. Daha iyi araştırılıp derinine inilirse harfler ilminde bunun aynı zamanda buğdayı da işaret olduğu, buğdayı (Nimeti Rezzak) Allah’ın bizzat indirdiğini bulabilirler. Gözlenen Sümer tabletlerinde elini göğe uzatmış buğday başağı olan figürlü insanların olduğu da malumdur. Sümerlere kadar buğday tanesi bilinmez, Buğdayın oluşabilmesi Yaradan’ın gayb hazinesinden bir hazine olan yağmurun ve daha malum birçok etkenin bir araya getirmesiyle, zahirde gökten indirmesiyle oluşur. Evet harıl harıl Sümeroloji araştırılıyor. Geçenlerde Gunnies rekorlar kitabına en çok ekmek, un tüketen, yani buğday yiyen millet seçilerek girdik. Acaba Sümerlerle bir akrabalığımız gensel olarak ta var mıdır, diye ilgililere sunuyorum. .

Sümeroloji ve Obezite Operasyonu

Daha önceki yazımızda bu medeniyetin buğday tarımına dayalı gelişim ile parladığını "Hadid" suresinden örnek vererek kısada olsa açıklamıştık. Evet asıl maksadı tekrar açıklamaya çalışalım. Sümerologlar şu iddiadırlar: Sümerler bir anda buğdaya dayalı tarımla zenginleşmiş, ordular kurmuş ve devrin bilim sanat vs. her alanında süper bir medeniyeti haline gelmişlerdir. Bizde bu parlayışın kodlarını araştırıp, bugün yeni bir medeniyete ışık tutacak örnekler arıyoruz. Kodlar arıyoruz. Oysa durum böyle değildir. Durum iddia edilenlerin tam tersidir.

Bir medeniyet buğdaya dayalı tarımla nasıl yok edilir? Onun kodlarını aramaktadırlar.

Örnek: Sümerlerin parladığı dönemlerde çevre medeniyetlere bir şeyler olmuştur. Çevre medeniyetlerin halkları anormal şekilde şişmanlamış ve birer yağ kütlesi haline gelmişlerdir. Öyle ki savaş meydanlarında sırım gibi askerlerin yerine, hımbıl ve mongol kitleler kalmıştır. Bu bir askeri stratejidir. Sümerler Yahudi sihirbazlarla işbirliği yaparak, diğer medeniyetleri, tarıma dayalı besinler üreterek, hamur işlerini yaygınlaştırıp, besin haline getirip, diğer et ve sebze ürünlerini unutturarak bu hale sokmuşlardır.

Bu medeniyetler öyle bir konuma gelmişlerdir ki, kralları bile şişmanlıklarından tahtlarından kalkamamışlardır. Çoğu erkek nüfus hastalanıp, yerlerine şişman kraliçeler oturtulmuştur. Oturtulmuş diyoruz ama bu bir mecazdır. Şişmanlıktan zaten kalkacak halleri yoktu. Böylelikle Sümerliler diğer medeniyetleri sömürge olarak kullanmışlardı.

 Mezopotamya ve Anadolu'da yapılan kazılarda bulunmuş şişman kadın heykelleri aslında o devirde obez olmuş insanların figürleridir.

 Fakat arkeoloji ilmi ile uğraşan Yahudi bilim adamlarının ve özellikle çağımızda Mossad'ın tarihi saptırmalarından dolayı bu konu olduğundan farklı lanse edilmiştir. Örneğin MÖ 6000 yıllarına ait Çatalhöyük'te bulunan (Konya) ana tanrıça formatında, şişmanlıktan yağları sarkmış iri kadın heykellerinin doğurganlığı ve bereketi sembolize ettiğini söylemişler ve şöyle bir açıklama getirmişlerdir:

"O günkü insan neslinin tarıma bağlı endişe taşıması, dolayısı ile tarım alanlarına işçi yetiştirmenin çok önemli olmasından kadınların doğurganlığı özellikle bu şekilde vurgulanmıştır." diye yazılmıştır.

Bu strateji o kadar yayılmıştır ki Graviteyen kültürüne ait Fransa, Avusturya ve Rusya'da, göğüsleri, kalçaları ve kaba etleri aşırı derecede şişman olarak yapılmış, birbirine benzeyen heykeller bulunmuştur. Yine Obeid çağına ait şişman kadın heykelleri İran, Suriye, Makedonya ve Samara'da bulunmuştur. Sırım gibi kadın hayal olmuş ve nadir olarak bulunan bu tipteki kadınlar bir özenti olarak ilahlaştırılmışlardır. İşin aslı o dönemde bir strateji olarak, bugünkü ismi ile bir obez toplum meydana getirmişlerdir. Öyle ki, bu durum çevre komutanlarının ve ülke krallarının korkulu rüyası haline gelmiştir.

Bundan Türkler'de nasibini almıştır. Zira Bilge Kağan, Orhun kitabelerinde şöyle bir cümle sarf ederek dua da bulunmuştu: "Tengri (Tek tanrı) Türk'ün karnını tok tutma ki savaşta cengaver olsunlar." Kitabeyi çözenler bu ibareyi yıllardır şöyle yorumladılar: "Türkün karnı doyarsa rehavete kapılırlar." Oysa işin aslı anlattığımız gibi.

 Bir başka örnekte milattan önceki döneme ait Grek ve İskender paralarındaki buğday başaklı sembollerdir. Bu paraların manası şudur: O dönemde bunlar özel para olarak basılmıştı(Buğday başaklı paralar). Bu paralardan halka belirli sayıda veriliyordu. Adeta ekmek karnesi gibi. Görevli kişilere bu paralar verilip komutanların takdir ettiği kadar buğday ve ekmek malzemesi halka ölçülü şekilde veriliyordu. Eski Mısırlılar birayı çok seviyorlardı. Bu paraların dışında buğday ürünü almak idamla cezalandırılıyordu. Böylelikle kontrollü beslenme sağlanıyor ve obeziteden uzak durulmuş oluyordu. Fakat bizim arkeoloji tarihimiz bu bilgileri belirtmezler. (Not: Ekmek parası tabiri buradan doğmadır.)

 Şimdi gelelim günümüze. İsrail tarafından dünya halkları obez bir nesil haline dönüştürülmek isteniyor. ABD'de obezite %67, İngiltere'de %43, Almanya'da %70'lere varmıştır. (Almanlara bira ile alakalı özel bir uygulama yapılmıştır.)

Bugün obezite operasyonu sümerlerin stratejisinden farklı olarak yalnızca insan fiziğine yönelik değil, aynı zamanda insan zihni ve beynide hedeflenmiş bir operasyondur. Bugünkü tıp ilmi şunu söyler: "Obezlerin %90'ı mongol beyinlidir." Obeziteyi tetikleyen yan yöntemlerden biri de Köln Üniversitesi'nin 1000 çocuk üzerinde yaptığı bir araştırmayla ortaya çıkmıştır. Geceleri yatmadan önce, sadece bir saat bilgisayar başında duran çocuklar hem bildiklerini unutuyorlar hem de obez oluyorlar.  

Bugün yurdumuzda da ekmeklerimizin içine katılan bazı maddeler obeziteye yol açıyor. Aynı zamanda İsrail'in genleri ile oynanmış hormonlu tohumları da aynı etkiyi meydana getiriyor. Duyurulur !!!

Tüm bunlara deli saçması diyenlere küçük bir hatırlatma: Üç ay önce Vatikan tapınak şövalyeleri ve gizemli tarikatlar belgelerini dünyaya açarak bir itirafta bulunmuş oldular. O güne kadar pek çok kişi bunlara fantezi ve komplo teorisi gözü ile bakıyordu. Bir gün bütün bunlarda açıklandığı zaman umarım geç olmaz.

Not: İtalya'da bulunan Pizza kulesi bir obezite anıtıdır. Bu yapı bilinçli bir şekilde dikilmiştir. İtalyanlar hamur işi ve makarna ile meşhur olduklarından bu operasyonu İtalya'dan başlatıp bu anıtı da bunların bir sembolü olarak yapmışlardır.

21.4.14

Macaristan Vize yalanı - Doğu Bloku - Doğu Avrupa


Bu makaleyi gerek katıldığım forumlardan,gerek iş gezilerinden ve müşavirlik raporlarından derleyip siz değerli dostlar ile paylaşmak istedim umarım beğenerek okursunuz,

Öncelik ile güncel bir konu var Macaristan'a vize kalktı haberi,
Halk aptal yerine konmamalı,Macaristan 2004 Yılı itibari ile Avrupa Birliğine üye ülkedir ayrıca shengen'e bağlıdır kuralları vardır ne ise o uygulanır,Üstüne basa basa söylüyorum bu sebep ile Türk vatandaşlarına mutlaka vize gerekir yeşil ve diplomatik pasaportlar hariç,son zamanlarda her zaman olduğu gibi basında vize konusunda (shengen ülkeleri) yalan yanlış bilgiler var şiddet ile konuyorum bunları tirajı 500 bin olan gazetlerde haber bunlar vize kalktı diyor arkadaşım yok böyle bir şey yalan dolan kandırmaca,kopyala yapıştır şeklinde haber olmaz bir devlet yetkilisi istedi diye Avrupa vizeyi kaldırmaz 60 senedir kalkmadı gene kalkmıyaktır bunlar hayal ürünüdür ve politik malzemeler ile halkımızı uyutmaktır,böyle geri zekalı ve ahmakça habercilik anlayışı olmaz olamaz,halkta aptal yerine konmaz.Mağdur olan insanların çığlığı kulaklarıma geliyor işitiyoruz.Burası yol geçen hanı değildir.Kanun ve kaidesi vardır.

AB üyleği konusu had safhada dalga konusu olmuştur AB yetkilileri artık alaycı tavır ve uslup takınmışlardır bu anlamda.İsim vermek istemiyorum Türkiye benim çocukluğumdan beri aday dedi ...aradan 50 sene geçti.Başvuruyu yapanlar şu an kara toprak oldu...Hepsinin mekanı cennet olsun.

Güzel geleceğin gelmesini umud ediyoruz lakin kısa  vadede gerçekleşmesi güç olucak,orta ve uzun vadede bu mümkün Türkiyemizin geldiği nokta ortada Macar dost ve kardeşlerimizin bu anlamda çok çalışması gerekiyor,


Burası bana (Macaristan)bu anlamda 1980 li yılların Türkiyesini anımsatıyor aynı şekilde ağır aksak ilerliyor yaşanan örnekler tabloyu netleştirecektir, özellikle kimyasal hammade konusunda Türk firmalarından birçok taleb aldım ve bunu Hitaya aktardım cevap şu,

O bölüm sorumlusu ayrıldı yerine falanca kişi bakıyor oda şimdi acemidir biz size nasıl cevap verelim nasıl yapalım şöyle yapalım böyle yapalım  bu konunun normal olarak muhatabı HITA'dır  bunuda verdikleri akşam yemeğinde söylüyorlar...sanki işi yapmak için değilde yapmamak için varlar,bir iş yapmak için sürekli insanları dürtüklemek lazım,işin ilginç tarafıda Macar hükümetin yeni politikası Türkiye ve ortadoğudaki devletler ile sıkı işbirliği yapmak ve projeler üretmektir ömrümüz izin verirde bu günleri görmek nasib olurmu bilemem lakin bildiğim tek bir şey var şimdiki yaşadıklarım,uzun yıllar burada yaşayan Türk kardeşlerimizle sohpet ettiğimde onlarda ortama alıştığından konuyu 3 kere anlatıyor ya dedim tamam anladım napalım alışkanlık olmus diyorlar,

Bizde ise yaşadığım gelişmeyi anlatayım OMV Türkiye sorumlusu masada yoktu yetkiliye gittim görüşmem gerekli dedim tamam efendım ben sımdı lısteye bakım aradı telefonu buldu sonra beni gorusturdu ve başında beklıyen bir sürü kısı vardı,görüşmek istediğim kişi yola cıkmıs bana dedı bılgı gecin ben dedi ileteyim,yani olmayacak gorusme gerceklesti ve sorun çözüldü...Bu kıssadan hisse,

Bir Türk çalışan akşam mesai bitimine kadar %80 birim olarak işine fokus oluyor ise aynısı bu Macar dostlarımızda yarı yarıyadan az gibi,
Uzun sözün kısası macar kardeşlerimizin bu seviyeye gelmesi gerekir ki iki ülke arasında bürokrasi çözüldükten sonra başarı sağlansın,
Türk girişimcisinin önü açılsın ki 5 mılyar usd ticaret hedefi tutsun,

%1 yabancı sermaye ekonomik gücün %67 si ekonomiye katkısı %50 den fazla kalan %99 Macar sermayesi ve ekonomisini göz önüne alalım durum daha net ortaya çıkıyor, Macaristan’da üretim yapan dünya devleri Siemens, Bosch, Nokia, General Electric, Samsung, Electrolux gibi firmalar zaten lokomotifi oluşturmakta,


Kominist yapıdan sonraki düzen ,şimdiki zamana kadar olan yapıya bir süreç diyelim çek - slovenya ve slovakyadaki gibi iyi yönetilemediğinden ki orada'da mutlak bir başarı yoktur,Şimdi çok önem arzeden bu dönemi hatırlayalımki yaşadığımız coğrafyanın resmini çekelim değerli dostlar,

Doğu Bloku’nun çöküşüyle  Orta  ve  Doğu Avrupa ülkelerinde bir demokratikleşme dalgası yaşanmıştır. Bunun doğal sonucu olarak, bir yandan siyasî sistemler değişirken; öte yandan sosyo – ekonomik yapılar da dönüşüme uğramıştır. Polonya, Macaristan ve Çekoslovakya’da yaşanan bu devrimsel hareketlilik güçlü ve örgütlü toplumsal muhalefet ile siyasî iktidar arasındaki yuvarlak masa görüşmelerine dayanırken; 
Bulgaristan’da iktidarların sistemi reforme etmesi üzerine zaman içinde 
gerçekleşmiştir. Romanya’ da ise birdenbire açığa çıkan toplumsal 
protestolar yönetimin çok sert ve kanlı biçimde devrilmesine yol açmıştır. 
Bu süreçlerin en önemli hukuki belgelerini yeni anayasalar oluşturmuştur. 
Mevcut Sosyalist karakterli anayasalar, yerlerini özgürlükçü, çoğulcu, 
serbest ve âdil seçimler ile piyasa ekonomisinin önünü açan Batı tarzı
demokratik anayasalara bırakmışlardır. Orta ve Doğu Avrupa yaşanan bu
anayasacılık hareketiyle, hükûmet sistemlerinde de değişime gidilmiştir. 
Buna göre, demokrasiye geçen ülkelerden bazıları parlâmenter sistem 
uygulamasını benimserken; diğer bazıları yarı – başkanlık modelini kabul 
etmişlerdir.  


20. yüzyılın son çeyreğinde gerçekleşen ve üçüncü demokratikleşme 
dalgası içinde yer alan Varşova Paktı’nın çöküş süreci, önemli bir siyasî 
dönüşümün habercisidir. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin demokratikleş mesi biçiminde kendisini gösteren bu değişim, söz konusu 
ülkelerin  hükûmet sistemlerinin de farklılaşmasına neden olmuştur. Öyleki, yaşanan siyasî kırılma, ilgili ülkelerde parlâmenter veya yarı – 
başkanlık hükûmet sistemlerinin kabulüne yol açmıştır. Bu dönüşüm 
sürecindeki en önemli hukukî gelişme, demokratik siyasî sisteme uygun 
yeni anayasaların hazırlanması olmuştur. Tercih edilen hükûmet sistemi 
ne olursa olsun, anayasa koyucuların ilk amacı, gerçekleştirilen köklü 
değişimin sarsıntılarını azaltmak ve yumuşak bir geçiş yaşanmasını
sağlamak olmuştur. Bunun için de bir yandan hükûmetin istikrarını
destekleyen ve etkinliğini arttırmaya çalışan düzenlemeler öngörürken; 
diğer yandan ortaya çıkması muhtemel siyasî kilitlenmeleri aşmaya 
dönük birtakım hukukî mekanizmaları anayasaların içine yerleştirmeyi 
ihmâl etmemişlerdir. 

Rasyonelleştirme çabasının somut örneklerini gördüğümüz Orta ve 
Doğu Avrupa anayasacılığının konusunu oluşturacağı bu çalışma iki ana 
kısımdan meydana gelmektedir. Sosyal bir konunun ele alınışında 
kronolojik gelişmelerin aydınlatıcı özelliğinden yararlanılacağı için 
çalışmanın birinci kısmında, bu dönüşümün tarihî ve siyasî arka planı ile 
sonraki yansımaları ele alınacaktır.  İkinci kısımda ise Orta ve Doğu 
Avrupa ülkeleri, parlâmenter ve yarı – başkanlık sistemi ayrımı esas 
alınarak bir kümelendirmeye tâbi tutulacaktır.  

 1970’li yılların ortası itibarıyla başlamış olup, 1990’lı yılları da içine 
alacak biçimde Avrupa, Latin Amerika, Doğu Asya ve Afrika’da aynı
zaman dilimi içinde birbirine koşut biçimde gerçekleşen üçüncü dalganın 
kendine özgü karakteristik yapısı, otoriter siyasî yapıların 
demokratikleşmesi biçiminde kendini göstermiştir. Bu süreç ülkelere, 
bölgelere, sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerine, dinî, etnik özelliklere, farklı siyasî tercihlere ve yerel kültürlere göre değişen çeşitli iç ve dış dinamiklere sahiptir.
Avrupa’da üçüncü dalga öncelikle kıtanın güneyinde etkisini 
göstermiş;  Portekiz,  İspanya ve Yunanistan’daki otoriter yönetimler 
yıkılarak, yerlerine yeni anayasalarla demokratik siyasî sistemler 
kurulmuştur. Her üç ülkenin coğrafî olarak aynı düzlemde yer almaları ve 
dönem itibarıyla birbirine çok yakın zamanlarda otoriter yönetimlerden 
demokrasiye geçmeleri, aralarında çok büyük benzerlikler olduğu 
anlamına gelmemektedir. Öyle ki, Portekiz’de siyasî sistemin kurumsal 
tükenişini, sömürgelerinde yürüttüğü savaşın sonuçsuzluğu 
hızlandırmışken;  İspanya’da yaşanan değişimde otoriter önderin ölümünün etkisi büyük olmuştur. Yunanistan’da yönetimin çöküşünü ise 
ülke içinde yaşanan bunalım ve dış siyasette izlenen maceracı çizgisinin 
olumsuz sonuçları hazırlamıştır.

Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’yı kendine bağlı tutmak için 
yapmış olduğu sermaye aktarımının tükenme noktasına gelmesi ve bu 
ülkelerin de ekonomik politika anlamında verimsiz tercihlerde 
bulunmaları, yaşam standartları düşürmüş ve yaşanan çöküşün en önemli 
etmenlerinden biri olmuştur. Ayrıca, Batı toplumlarındaki bilişim 
teknolojisine ayak uyduramama ve bilginin sosyalist devletlerce denetim 
altına alınamaması Doğu Avrupa toplumlarının bu gelişmelerden 
haberdar olmasına ve etkilenmesine neden olmuştur. Bu etkileşim sistem 
açısından yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Bir diğer etmen ise çevresel 
kirliliğin artması üzerine başlayan eleştirilerin zamanla çevreci bir 
muhalif harekete dönüşmesidir. Öyle ki, Bulgaristan özelinde sisteme 
karşı ilk halk gösterisi çağrısı, ülkedeki çevreci hareket olan 
Ecoglasnost’tan gelmiştir. Bütün bu dinamiklerin yaşandığı bölgede, 
siyasî sistemin dayandığı ideolojik temelin ve yönetici sınıfın meşruluk 
bunalımına girmesi sosyalist yönetimlerin ard arda çökmesine yol 
açmıştır.

1989 – 1991 yılları arasındaki dönüşüm yalnızca siyasî alanda 
gerçekleşmemiş, üst yapı kurumlarındaki değişim sosyo – ekonomik 
tabanda da karşılığını bulmuştur.  Bu  yüzden  Doğu Avrupa’daki 
demokratikleşme dalgasının bir boyutunu iktidarın kimin tarafından nasıl 
kullanılacağı oluştururken; diğer boyutunu da toplumsal yapının yeniden 
şekillenişi ve demokratik siyasî yapılanmanın üzerinde yükseleceği, 
toplumun sivilleşmesi ve rekabete dayalı serbest pazar ekonomisi olguları
meydana getirmektedir. Sosyalist yönetimlerin iktidardan uzaklaşmasına 
rağmen, demokratikleşme sürecinde kesinti ya da geri dönüşler yaşanacağı konusunda ciddî çekinceler ileri sürülmüşse de, Doğu Avrupa 
ülkelerinin, piyasa ekonomisini yeniden icat etmek zorunda olmamaları, 
sadece bu ekonomik modeli nasıl işletecekleri konusunda karar verme 
aşamasına gelmeleri, söz konusu çekincenin bir ayağını anlam sızlaştırmaktadır.Başarısızlıkta buradan geliyor bence,

Aslında sivil toplumun oluşturulması noktasında ise, mevcut iktidara eleştirel bir siyasî iktidar seçeneği yaratmak suretiyle, bu  ülkelerdeki muhalif hareketler kendilerinden beklenmeyen ölçüde başarılı bir performans göstermişlerdir hatırlar isek daha önce alternatif yok idi. Geçiş dönemi boyunca halkın salt  öfkesinden başka günlük gereksinimleri de giderebilecek, sağlıklı çözümler üretebilecek bir yapılanma için gerekli kamuoyunu hazırlayacak kolektif hareketler sergilenebilmiştir,lakin bunlar diğer batılı ülkelere gere eksik kalmıştır,

Yaşanan bütün sosyo – ekonomik ve siyasi gelişmeler, Batı Avrupa’dan farklı olarak hızlı ve köklü biçimde bir anayasal değişimi de 
beraberinde getirmiştir. Orta ve Doğu Avrupa’daki demokratikleşme 
sürecinde mevcut yönetimlerin siyasî ve ekonomik düzenlerinin sona 
erdirilmesi esas alınmıştır. Bu çerçevede bütün değişim faaliyeti üç ana 
konu üzerinde toplanmıştır. Bunlardan ilki, özelleştirme, özel mülkiyet ve 
serbest piyasa konularını temel alan bir ekonomik programın 
hazırlanması olmuştur. İkincisi ise devletin rolünü yeniden tanımlayan ve 
kurumların daha farklı biçimde örgütlenmesini öngören, anayasa başta 
olmak üzere hukukî değişikliklerin gerçekleştirilmesidir. Üçüncüsü de 
birey hak özgürlüklerini hukukî güvence altına alacak, hatta devlet 
müdahalesinden koruyacak tarzda anayasal bir yapının meydana 
getirilmesini ifade eden toplumun özgürleştirilmesidir.

ORTA VE DOĞU AVRUPA ANAYASACILIĞI: SİYASΠ
MİMARİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ

Siyasi Sistemi Rasyonelleştirme ÇabasıSiyasi sürecin rasyonelleşmesini ve ülke içinde bütünleşmeyi sağlama işlevine sahip olan anayasalar, bu yolla gerçekleştirilecek olan siyasi modernleşmenin de en önemli aracıdırlar. Anayasaların yüklendikleri bu işlevler bir yandan demokratik sisteme geçişin yolunu açarken; öte yandan istikrarlı bir siyasî yapılanmanın esasını da oluştururlar. Sadece aritmetik bir çoğunluğun ortaya çıkmadığı, aslında gerçek anlamda üzerinde oydaşılan bir anayasayla ulusal bütünleşmenin yaşanması,  başarılı anayasacılık faaliyeti olarak değerlendirilebilir,


Türkiyedeki başarı AKP hükümetin 11 sene tek başına iktidarda kalması ilede doğru alakalıdır para girişini sebest bırakma - para nereden ve hangi şekilde gelirse gelsin serbestçe piyasaya sürebilme ve bu şekilde sermayenin gelişi akabinde akışı ile ekonomik patlamalar yaşanmış dalgalanmalar sona ermiş sürekli ekonomik anlamda gelişmeler yaşanmıştır  ama halen insan hakları temel hak ve ihtiyaç konularında hatta yaşam kalitesi konusunda tam bir 3.dünya ülkesidir bunun için çabalar var yapılanlar var ve uygulamalar var,belli süreç içersinde iyi bir noktaya gelineceği konusunda inancım var,

Konjüktörler değişken  ülkemizde ekonomik ve sosyo kültürel anlamda hayatın yükselme ve alçalma yönünde gösterdiği birçok inişli çıkışlı,dalgalı hareketlenmeler oldu 10-15 yıl önce yapmış olduğunuz görev ve misyon bağzen tam aksi yönde değişebilir,bağzen verilen görev ve misyonu siz uygulamak zorundasınızdır şartlar bunun için sağlanmıştır - 1980 darbesini yapanlar ile darbeye teşebbüs edenlerin durumu ortadadır mesala,yapanlar gıyabında belki yargılandı hiç tutuklanmadı teşebbüs eden suçu işlemediği halde ceza evinde yatmaktadır onlarında hatalı olduğu nokta zamanı iyi okuyamadılar değişen durum ve şartlara uyum sağlayamadılar,

Bizde değişen durum ve şartları çok iyi analiz etmeli ve uyum sağlamalıyız,özellikle son 1 ayda Türkiyeden üst düzey yetkili bakan ve başbakan konumunda devlet erkanı buralara akın etti gerçekten takdir edilir nitelikte hele Recep Akdağ Beyin görev değişikliği kulislerde belli olduğu halde son dakikaya kadar çalıştı...Bunu hissettirmedi bile,

Vize başvuru konusuna gelince İLK BAŞVURUDA red alanlara bende başvurunun asıl kişi tarafından yapılmasını ve yenilenmesini tavsiye ediyorum ve konuyu yakınen takip ediyorum, gerekirse yaşananları Başbakanlığa kadarda ileteceğim - Macar tarafı Hırvatistan'dan sonra en çok Turist bize geldiği için vizeleri kaldırın dedi bizimkiler zaten kapıda veriyor 15 euro karşılığında ama bizim insanımızın yaşadıkları tam bir işkence niteliğinde,buda tam bir ironidir,

Bunun başlıca nedeni'de dönemim paşası Evren paşanın siyasi olayları öne sürerek  80 öncesi ve 80 li yıllarda olmuştur bu tarihlerden önce vize denen engelleyici faktörler bulunmuyormus kısacası bizim devletin talebidir,vatandaslara vizede zorlama hatta red verilmesi gibi,bilinen anlasma ve kanunların yanında bir çoğunu bilmiyoruz örnek olarak,

Gerek Türkle evlenen Macar yada tam tersi Türkiyede yada Macaristan evlilik tarihinden sonra en geç bir ay içinde müracat ile vatandas olmak hakkına sahip ama siz bunu kanun ek ve maddelerde sivil vatandaş olarak göremezsiniz,

Konular uzarda gider değerli dostlar şimdilik kalın sağlıcakla

Tarık Tekeş