23.9.12

Macaristan Yahudileri tarihçesi ve Osmanlı



Osmanlı döneminde Macaristan’da  yerleşim merkezlerinde Hıristiyanlarla 
birlikte Yahudiler yer almaktadır. Büyük ticaret merkezlerinde  kısıtlı da 
olsa  var  olan  kozmopolit  atmosferin içinde, Ermeni, İtalyan veya Rum 
tüccarlarının yanı sıra, az sayıda Yahudi ailesi de bulunmakta idi.
Budin’de 
tüccarlar arasında önemli bir grup teşkil eden Yahudi tüccarların bir kısmı, 
İspanya’dan gelerek Balkanlara yerleşen ve daha sonra Budin’e göç eden, 

böylece Balkanlardaki tanıdıkları ile ticari iletişimini sürdüren ailelerden 
oluşuyordu. Bunlara Budin’de oturup Hıristiyan himayesinde bulunan 
Alman ve Polonya kökenli Orta Avrupa Yahudileri de eklenmiştir.
Macaristan’da ticaret ve fabrika sanayinin kalkınmasını sağlamak için 1840 
yılında kendilerine serbest iskan hakkı verilen Yahudiler, Galiçya’dan 
kalkarak kitle halinde Macaristan’ın doğu kısımlarına gelmişlerdir. 
Başlangıçta kendilerini Alman saymakta iken 1840’lı yıllarda şehir ahalisi 
ile birlikte Macarlaşmaya başlamışlardır.

Nüfusları 1848’de 336.000 dolaylarında iken, 1910 yılına gelindiğinde nüfusun %5’ini oluşturacak biçimde 909.500 kişiye ulaşmıştır.

1894-1897 yılları arasında konsolos  olarak Budapeşte’de bulunan Mehmet Asım Bey’in raporuna göre ise 
“Macaristan’ın idare merkezi olan Budapeşte’nin 5-600.000’lik nüfusunun 
200.000’i servet ve ticaretin çoğunluğunu tekellerinde bulunduran 
Yahudi’dir.” XIX. yüzyıl sonuna kadar ekonomik alanda erişebilecekleri her 
şeye ulaşan Macaristanlı Yahudiler, sanayi, ticaret ve kredi yaşamını ele 
geçirmişlerdir.
1910 yılında sanayideki ücretlilerin %21.8’i, tüccarların 
%54’ü ve bankacılık ve finans sektöründeki işletmelerin %85’i, 
Yahudilerden oluşmakta idi. Bununla birlikte Yahudi toplumunun  büyük 
kısmı fakirlik içerisinde idi. Ayrıcalıklı Yahudi aileleri içerisinden 25’i 
Fransız József tarafından baronluk, 290 Yahudi aile de soyluluk  unvanları 
ile ödüllendirilmişlerdir.

İKİ DÜNYA SAVAŞI ARASINDA MACARİSTAN VE MACAR YAHUDİLERİ
(1918-1939) 
1920 yılında imzalanan Trianon Antlaşması ile sınırları iyice küçülen 
Macaristan’da, 1930’lu yıllar, içte muhafazakar, dışta revizyonist istemlerle 
şekillenmiştir.1932 sonbaharında başbakanlıktan ayrılan Gyula Károlyi’den hükümeti devralan Gyula Gömbös hükümet politikası olarak Trianon Antlaşmasının revizyonunu desteklerken
, dış politikasında 
“Mihver” olarak adlandırılan Alman-İtalyan ittifakına yaslanmıştır.
 Öte yandan 1920’lu yıllar Macar Turancı  hareketin  hem  büyük  bir  sıçrama 
gerçekleştirdiği, hem de kendi içerisinde birbirleriyle rekabet, hatta 
karşıtlık içerisindeki akımlara dönüştüğü bir süreci ifade etmektedir. Aynı 
dönemde Macar iç politikası giderek sağa doğru kayarken, dış politikada 
revizyonist istemler daha da ön plana geçmeye başlamıştır.
Budapeşte’deki Türk Büyükelçiliğinin 1933 yılı raporu Almanya’nın 
etkisinin yavaş yavaş hissedilmeye başladığının göstergesidir.  Raporda 
şöyle denilmektedir:
“Hitler taklitçiliği yapmak isteyen mebus Mesko ve taraftarları
ehemmiyetsiz ise de memlekete epeyce Yahudi aleyhtarlığı yaptırmaya 
muvaffak olmuşlardır. Darülfünun talebesinin son günlerdeki nümayişleri 
bunun neticesidir.” 
1930’lardan itibaren Macar Turancıları arasında faşizm, özellikle 
Mussolini faşizminin taraftarlığı yaygınlaşmaya başlamıştır. Turancılık bu 
dönemde sadece ırkçılığı değil,  ırkçılıkla birlikte yeni toplumsal 
yapılanmanın totaliter yöntemlerini de savunmakta idi. II. Dünya Savaşı 
arifesinde  Macar  Turancıları  Hitler’den  de  önemli  ölçüde  etkilenerek, 
Yahudi karşıtlığını politikalarının merkezine almak ihtiyacı hissetmişlerdir. 
1938 yılında yayımlanan bir broşürlerinde Macar olmak şöyle 
tanımlanmıştır:
“Irkı ve bilinci Macar olan herkes ve ırkı Yahudi olmayan, çok belirgin bir 
şekilde kuzey halklarının özelliklerini taşımayan, Akdeniz ırkından olmayan, 
ama bilinç olarak kendini Macar kabul eden herkes.” 
Bu ırkçılığın temelinde, Yahudi kapitalizmine karşı çıkışın var olduğu 
söylenebilir. 
Gyula Gömbös’ün ölümünden sonra hükümeti kurmakla 
görevlendirilen Kálman Darányi  zamanında, 13 Mart 1938’de gerçekleşen 
“Anschluss”’la birlikte Almanya’nın komşusu olan Macaristan’da aşırı sağcı 
yönelimler daha belirgin olmaya başlamıştır. Darányi öncekinden  farklı 
olarak bu kez aşırı sağcı Macar Nazilerini himaye etmeye başlamıştır. Macar 
Nazileri olarak adlandırılan değişik grupların üye sayılarının  1938’de 
75.000’e ulaştığı sanılmaktadır.  Bu ortamda Macaristan’da 1938’de ilk 
Yahudi  yasa  tasarısı  gündeme  gelmiştir.

Toplumsal  ve  iktisadi  yaşamın dengesinin korunması gerekçesiyle tasarlanan yasa, Yahudilere bir takım sınırlamalar getiriyordu. 10 Mayıs 1938’de Amiral 

Miklós Horthy’nin 

Darányi’yi başbakanlıktan uzaklaştırıp Béla Imrédy’nin getirilmesiyle, hem 
sol hem de Macar Nazilerinin üzerine gidilmesine rağmen, 29 Mayısta ilk 
Yahudi yasası Macar Parlamentosunda kabul edilmiştir.17
“Macaristan’da Yahudi meselesi” hakkında bilgi veren Tan gazetesi 
“Yahudilerin ancak %20 nispetinde memleketin hayatına iştirak 
edebileceklerini bildiren bu  kanunda, bu nispetin azaltılmasının 
düşünüldüğünü” kaydetmektedir.
“Macaristan’da yeni kanun” başlığı ile Macar Új Nemzet gazetesinden 
haber aktaran Tan ve Cumhuriyet gazetesi “Yahudiler hakkındaki kanunun 
değişikliği ile uğraşan komisyonun  kanunda  şu  değişiklikleri  yaptığını 
açıklamaktadır:
“Memleket hayatının bazı kısımlarında beş ve bazı kısımlarında 20 sene 
olarak tespit edilen ilk kanun müddeti kısaltılmıştır.  Şimdiye kadar 
zikredilmeyen bazı endüstriler için Hıristiyanlarla Yahudiler arasında nispet 
tespit edilecektir. Milli hayatın bazı faal kısımlarına Yahudilerin iştirak 
nispeti %20’den daha az olacaktır.” 
1939 tarihli Holnap gazetesinde çıkan ve Macaristan’daki Yahudilerin 
ekonomik gelişimlerinin Macar toplumunun aleyhine olduğu yönündeki 
“Magyarság és Zsidóság, A Zsidóság Gazdasági és Szellemi Hegemóníajának 
Kialakulása” (Macarlar ve Yahudiler, Yahudilerin Ekonomik ve Fikri 
Hegemonyasının  Oluşumu)  adlı  yazı,  (bkz.  Ek)  Yahudilerin  ekonomik 
hayatta oynadığı bu %20’lik role tepki olarak değerlendirilebilir.20
Bu  durumda  Béla  Imredy’nin  hükümete  geçişinin  faşizme  kayışı 
yavaşlatmadığı görülmektedir. Artık Macaristan’da çeşitli Nazi  hareketleri 
artmaktadır. Alman Nazileri, Macar Nazileri, toprak sahibi olmak isteyen 
köylüler ile gelenek halindeki Yahudi aleyhtarlığını manen beslemekte 
idiler. Öte yandan Almanya’nın çok kuvvetlenmesi, bizzat Hitlerin Trianon 
Antlaşmasının düzeltilmesine taraftar olması, Macaristan’da gayet hareketli 
bir Alman azınlığın bulunuşu, Almanya’nın Macar zirai ürünleri için büyük 
satış pazarı olması, aşırı sağ partilerin desteği olmakta idi.Adasim Tarık 
Demirkan’a göre kurulduğunda Turan’ı coğrafi bir kavram olarak algılayan 
ve ortak bir coğrafya üzerindeki halkların ekonomik birlikteliğini savunan 
Turancılık, artık sadece ırki değil, ırksal temizliği de savunan bir ideolojiye dönüşmüştü.
Trianon’dan kurtulmak ve yeniden Tarihi Macar Krallığı 
olarak adlandırılan bölgeyi ele  geçirmek isteyen, Almanya’nın dış politika 
özlemlerini kendisi için uygun bulan, bulunduğu coğrafyada dayanabileceği 
başka bir güç olmaması, Batı Avrupa’nın iki lider devleti İngiltere ve 
Fransa’ya duyduğu tepki gibi nedenlerden dolayı Almanya’ya yakınlaşan, 
içte ise herhangi bir radikal düzen değişikliğinin arzulanmaması nedeniyle 
de  bir  taraftan  Macar  Nazilerine mesafe koyan Macaristan’ın23
dış politikada  Gömbös’ten  beri  süren  İtalya  ve  Almanya  ile  dostluğa dayanan eğilimi, 2 Kasım 1938’de Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop ile  İtalyan 
Dışişleri Bakanı Ciano’nun I. Viyana kararı ile Komárom, Érsekujvár 
Rozsnyó, Kassa, Ungvár ve Munkács kentlerinin dahil olduğu 12.103 km’lik 
bir toprak parçası, %86.5’i Macar 1.050.000 kişilik nüfusuyla Macaristan’a 
verilmesiyle, Kont Pál Teleki’nin ikinci kez başbakanlık görevine getirildiği 
dönemde Kárpatalja bölgesinin ele geçirilmesi, ikinci Yahudi yasasının 
çıkarılmasıyla devam etmiştir. 1 Eylül 1939’da Alman birliklerinin Polonya 
sınırını  geçmesiyle  II.  Dünya  Savaşı  başladıktan  ve  30  Ağustos 1940’da II. 
Viyana kararları ile elde ettiği toprak kazançlarından sonra Macaristan, 20 
Kasım 1940’da Mihver devletlerine katılarak
, Başbakan Kont Teleki’nin 
Hitlerin Alman birliklerinin Macaristan’dan geçmesi, ayrıca Macar 
ordularının Yugoslavya’ya taarruz etme teklifine boyun eğmemesi  ve 
intiharından sonra savaşa girmiştir.
Pek  çok  Macar  Hitler  ordularının Macaristan’a  girmesine  Pál  Teleki  gibi  karşı  çıkmışlar
, Yahudi kırımını 
onaylamamışlardır.
 Fethi Vecdet Erkun “birçok Macar’ın Teleki’nin mertçe 
bir politika izlediğini söylediklerini gerçekten Macar kamuoyunun savaş
istemediğini, ancak Nazi taraftarlarının Macaristan’ı o tarafta doğru ittiğini” 
kaydetmektedir.
Savaş sırasında Macar gençliği de ister istemez Hitler ve 
Mussolini’nin propagandasının etkisi altında kalmı , üniversite öğrencileri 
Nazi taraftarları ve buna karşıt olanlar gibi gruplara ayrılmıştı.Tan 
gazetesinin “Macaristan’da Yahudi Aleyhtarı Tezahürat” adlı haberinde 
öğrenci gösterilerinden bahsetmesi, daha savaş arifesinde bu olayların 
görüldüğünü göstermektedir.Erkun bu yılları ve Yahudi aleyhtarlığını 
şöyle anlatmaktadır: 


… Sınıfımızda birçok arkadaşım da askere gitmişlerdi. Okuldaki 
düzenimiz bozulmuştu. Annemden gelen mektuplar da sıkı kontrolden 
geçiyor, açılıp bazı ecza maddeleri dökülerek gizli yazı olup olmadığına da 
bakılıyordu.”
 “Esasen birçok Macar öğrenci de aşırı hareketlerden uzak duruyorlardı. 
Yalnız Mahmut Şevket Paşa’nın torunu olarak bilinen, bir Macar gazetesinde 
yazar olan Nazi taraftarı Şevket Beyle Macaristan’ın savaşa girişi üzerine 
tartıştığımı hatırlıyorum… Alman orduları Avrupa’da hızla ilerleye dursun, 
biz de derslerimize çalışıyorduk. Ama bir gün okul idaresinden bir talimat 
aldık. Bu talimata göre her öğrenci yedi kuşak Yahudi olmadığına dair belge 
getirecekti. Tabii biz orada birkaç Türk öğrencinin de yedi kuşak Müslüman 
olduğumuza dair formları doldurup, ilgili makamlardan tasdik ettirmemiz 
gerekiyordu. Bu durumu ailelerimize bildirdik. Gelen bilgiler yetersizdi. Başta 
ben olmak üzere Budapeşte Büyükelçiliğimize durumu bildirdik. Aksi halde 
üniversiteye devam edemeyecektik. Büyükelçiliğimiz bize yardımcı oldu. Yedi 
kuşak Müslüman olduğumuzu cevaplayan birer belge verdi. Bu belge ile 
üniversiteye devam ettik. Artık Musevi dininden olan Macarlarında telaşları
artmıştı. Hatta üniversiteye devamı yasaklanan bir Macar öğrenci ve sınıf 
arkadaşımı ileriki yıllarda, son sınıfta alt katta laboratuarda çalışıyorken 
dayaktan kurtardığımı hatırlıyorum. Onun yüzü gözü kan içinde idi. Ona 
gerekli tedaviyi yapmıştım.
II. Dünya Savaşının ve Nazi Almanya’sının Yahudi aleyhtarı yasalarla 
etkisini hissettirdiği bu ortamda Erkun  bir  dostunun  isteği  ile  kendisine 
gönderilen bir Yahudi kadın ve çocuğu bir gecelik misafir ettiğini 
hatıralarında anlatmaktadır.
17 Mart 1944’de ise Almanya’ya çağrılan Macar Devlet Başkanı Amiral 
Horthy, Hitler’in huzuruna çıkmış,  Hitler  bu  görüşmede  Horthy’den 
Yahudilere karşı sert tedbirler almasını istemiş, ancak Horthy  bu teklifi 
reddetmiştir.
 Ayrıca Hitler, Alman birliklerinin Macaristan’a gireceğini 
bildirmiş  ve  19  Mart  1944’te  ilk  Alman  birlikleri  Macaristan’ın  işgaline 
başlamışlardır. İşgal öncesi Almanların Yahudi sorununu toptan çözmeleri 
konusundaki baskılarına direnen Horthy yönetimi, işgal sırasında Alman 
kontrolü altına giren ülkede Yahudilerin toplama kamplarına 
gönderilmesine seyirci kalmış, 1944 Haziran sonuna kadar toplam 440.000 
Macar Yahudisi toplama kamplarına gönderilmiştir.
Erkun bu konuda şöyle demektedir:

kence kamplarına götürüyorlardı. Neden? Bu insanlar Yahudi yani Musevi 
oldukları için suçlu idiler. Bu suçluluk doğuştan başlıyordu. Belki bazı
Yahudiler şu veya bu nedenle suçlu olabilirlerdi. Ama bu insanların köpeklerle 
eşit tutulmaları, birçok yerlere alınmamaları benim genç mantığımla 
uyuşamıyordu.” 
Macar Türkolog Mária T. Nyiri’nin “Törökország és a Magyar Zsidóság” 
(Türkiye ve Macar Yahudileri) adlı makalesinde, emekli büyükelçi Semih 
Günver’in “Bir Kiraz Ağacı Olsaydım” adlı hatırasından naklettiği satırlar, 
Macar Yahudilerinin savaş yıllarındaki durumunu gözler önüne 
sermektedir:
  
“Váci caddesinin  şık dükkanlarında her  şey vardı. Lüks elbiseler, kürk 
mantolar, deri eşyalar, kaliteli porselenler. Tatlıcı Gerbeaud son derece 
mutena. Fotoğraf uzmanı Angelo’nun Váci caddesindeki atölyesi daima dolu… 
Şatafatlı Çingene müziği… 
Bütün bunları niçin söylüyorum? Çünkü Museviler otellerden atılıyor. 
Göğüslerinde sarı  yıldızla, sokaklarda insanların bakışlarından kaçan 
Museviler!, Midem bulandı… Farkına bile varmamak daha iyi olurdu.” 
Bu ortamda bir Yahudi göçünün başladığını Erkun şöyle 
anlatmaktadır:
“Budapeşte, Romanya, Avusturya ve Polonya’dan kaçan insanların kuzey 
Afrika, Balkanlar ve Türkiye üzerinden  İsrail’e ve ABD’ne kaçmakta 
olduklarını  işitiyorduk. Hatta bir dostumun evinde Çekoslavakya’dan gelen 
bir Macar bay ile karşılaştım. Kendisi tıp doktoru idi. Anlattığına göre 
Çekoslavakya’dan Budapeşte’ye köy köy dolaşarak saman arabası içinde 
gelmişti. Olay  şöyle olmuştu: Bu aile bir akşam evlerinde otururken kapı
çalınmış, Nazi askerleri yarım saat içinde karısını, kızını bir tren istasyonuna, 
kendisini ise başka bir tren istasyonuna götürmüşlerdi. Hiçbirinin birbirinden 
haberi yoktu. Nereye götürülüyorlardı ? Bu zat iyilik ettiği bir kişi tarafından 
istasyondan son anda kaçırılmış, sonrada başının çaresine bakması için 
Macar hududunda salıverilmişti. Böyle olaylar pek çoktu.” 

Kaynak
Doç.Dr.Melek Colak, Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, cmelek@mu.edu.tr 
1894-1897 yılları arasında konsolos  olarak Budapeşte’de bulunan Mehmet Asım Bey’in raporu,
Budapeşte’deki Türk Büyükelçiliğinin 1933 yılı raporu,
Fethi Vecdet Erkun
Tarik Demirkan
Burcu Özgüven, Osmanlı Macaristan’ında Kentler, Kaleler, Ege Yayınları, İstanbul, 2001,
                                                



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder